Hayat'ın sitesine hoş geldiniz!
Duygusal ve Radikal

Şehirleşme, sanayi ve insan faktörü

istanbul, tarih, esnaf, tarihi yarım ada, belediye, politika, tekstil, tahdit, tehdit, roma, bizans, osmanlı, cumhuriet dönemi


Bilhassa son dönemde kartelleşmeye  zorlanan, özelleştirme ile tekelcilik kavramlarının birbirine geçtiği, resmi tekellerin, özel tekellere devredildiği, maliyetlerinin çok altında  ihaleye verildiğini hatta  uygulanan taktiklerle  belirlenen kişi ya da kuruluşlara  verildiğini hepimiz biliyoruz. Herhalde liste çıkarsak  yazı dizisi ortaya çıkar.

 

Ülkemiz de  bacasız sanayi adı altında mücadelelerini sürdüren  belli meslek grupları  bir şemsiye altında toplanmak adına şehirleşme planları dahilinde  belli alanlara çekilmiş ve çekilmeye çalışılmaktadır. Bilhassa İstanbul da  uygulamalar başlatılmıştır. Şehir içinde kalan küçük imalat hanelerin  zorda kaldıkları  ve adeta yetkililerin tahditleri ve tehditleri ile ekmek mücadelelerinin sekteye uğradığına şahit olduk. Mesela Eminönü bölgesindeki imalathanelerin kaldırılması ve şehir dışına taşınması gündeme geldiğin de  bizzat başbakan tarafından elektriklerinin kesileceği tehdidini  ekranlarında milyonlarca vatandaş şahit oldu. Neydi bu durum? Tarihi yarım adanın kurtarılması projesi dahilin de  bir takım girişimlerin yapılması yaraya neşter vurulması kaçınılmaz olsa da  üslup bu olmamalıydı,  daha önce düşünülmesi gerekenin öncelikle mağdur olacak esnafın yerleşim noktasında alt yapısını hazırlamak olmalıydı. Bu yapılamadı.

 

Ne yapıldı?  1990- 2000 yılları arasında  Altın çağını yaşayan tekstil köreltildi ve yok olma noktasına geldi. 50-100-200 kişi çalıştıran tekstil firmaları önce  kontrolsüz  ithalat izinleri ile ( rekabet yaratma adına) başta Çin olmak üzere sekteye uğratıldı köreltildi. Tekstil kenti kurdular..

 

Kuyumcu ve sarrafların  bir araya toplanması istendi. Maddi yönden iyi durumda  olan  bu kesim hemen çoban çeşmedeki  alternatif   ünitede  yerini aldı,  yer satın aldı veya  kiraladı. Halen eski  atölyelerin de çalışmalarına devam etmekte, merkeze uzak olan ünite ise göstermelik bir beton yığını gibi basın ekspres yolu çoban çeşme sapağında öylece durmakta.. Çözüm oldu mu? Tabi ki olmadı..

 

Laleli  deri perakendecileri  en büyük darbeyi  90 lı yıların başlarında yedi, en büyük hata kendilerinindi ( hepsi değil tabi) Bavul ticareti yapmak için İstanbul laleliye gelen binlerce  ticaret erbabı turistler,  magandaların yaklaşımlarından ve kazıklanmaktan gına gelince rotayı  Romanya ya Bulgaristan’a çevirdiler.Bu başka bir konu olmakla beraber  bu konuyla  alakalı kısmı ise şu; İşgal ettikleri  konum, İstanbul siluetinin arka  sırtları laleli Aksaray ve buna  bağlı olarak kundura imalathanelerinin bulunduğu meşhur Langa esnafını  neler bekliyor?

 

İstanbul nasıl olabilirdi sorusuna yapılaşma noktasında  yanıt arayan versa size tek bir adres önerebilirim. Sultanahmet ‘’ Bin bir direk sarnıcı’’ Sultanahmet adliyesinin tam karşısında girişi buyurun yolu düşen uğrasın  İstanbul geçmisini  Roma döneminde görsün ve hayretler içinde kalsın.. Bahis konusu olan bölgenin bugün ( 21. yüzyılda)  o dönemlere nazaran ne kadar mezbelelik bir hale dönüştüğüne tanık olsun. Benzer mimarinin gelişerek bugünlere geldiğini hayal etsin. 1400 lü yıllardan başlayarak İstanbul’a ayrı bir güzellik katan camiler, külliyeler, şadırvanlar ve saraylar dönemi ardından nasıl  önceki kültür miraslarıyla beraber korunamadığına şahit olsun.

 

Bugün şehirleşme politikaları, ticari yaşamı sekteye uğratmıştır ve uğratacaktır da bunun  altında yatan en önemli sebeplerin başında yürütülen  yanlış politikalar  yatmaktadır.

02 Jul 2010

(0)



3. Deli dumrul köprüsü

köprü, rant, şerh, çevreci, karadeniz, çatalca, ihale, japon, yuşa tepe, tarabya, beykoz


3. Boğaz köprüsü  projesi tartışmaya açıldı. İstanbul geçişinde  trafiği ne kadar rahatlatır düşüncesinden   önce ilk akla gelen  ve daha çok tartışma konusu olan  bölgesel kapsam alanındaki rant söylemleri daha öne çıkıverdi. Tahmini  bedeller önceden belirlense de temel atıldıktan sonra  ve birde istimlaklar  söz konusu olduğunda bu bedellerin ne kadar yukarı çıkacağı  devlete verdiği zarar yanında  bazı kişilere  rant sağlayacağı muhakkak.

 

 Muhtemelen eylül ayında  yap işlet devret şeklinde ihaleye çıkacak 3. köprü Yuşa tepe ve havan tepe ( Beykoz- Tarabya da alternatifler arasında yerini  almış) arasında  planlandığı söylenmekte.. Çift katlı olması ve hızlı treninde  geçeceği  plan dahilinde görülüyor. Çatalca üzerinden  kara denize yakın bir geçiş yolunun da   yapılacağı  duyduğumuz  gelişmelerden bazıları. Bununla berber çevrecilerin büyük tepkisi var. Projeye il genel meclisinde konulan şerhlerde unutulmamalı. Projeyi de muhtemelen bir  Japon firması üstlenecek.

 

Başlatılan bu tartışma ile ilgili birçok şey ölçülüp biçilecek, yazılıp çizilecek yetkililer kendi kapsamların da çalışmalar yapacaklar,firmalar  ihaleye girecekler teklif  verecekler. Bütün bunlar devam ederken kendi adıma  3. köprü olayına bakışım  bu aşamada farklı  fakat birçok kişiyle aynı düşünceler olduğuna inanmaktayım. 3. köprü  olsun tabi olmasın demiyoruz. Ancak Çevreye zarar vermeyecek şekilde nasıl planlanır? 3. boğaz köprüsü güzergahı nasıl belirlenir? Maliyeti nedir? Vatandaşa bu fatura nasıl yansır?

 

Bende bu olaya birazda mizahi yaklaşayım istedim. Kendimce bir  resim demeyeyim de bir çizim yaptım. Köprü  çıkışlarından sonra  nüfuz sahibi kişilerin hatırının kırılmaması adına hazırladığım bu resimli çizimde  yolun nasıl belli kişilere ya da kuruluşlara ait alanları tecavüz ederek ilerlediğini dolayısı ile de  yolun nasıl yılan gibi bir şekil aldığını gördüm. Öyle ya!.. Ahmet ağanın arazisine temas etmiş, Mehmet efendinin arazisinden yol geçmese olmaz!. X holding  3 kilometre ilerde  yol birazda oraya kıvrılsa ne kaybederiz. Bize getirisi götürüsün den çok olur. Avrupa yakasında  Y holding güzergaha yakın ( bizdendir kendileri )  yol oradan da geçmeli  hatırı kalır. Belki şaka gibi tabi, fakat projeler inanıyorum ki bazı noktalar da  garabet gösterirse de şaşırmayalım. Zira Riva dan tutun Sarıyer e kadar birçok  alan fiyatını misli misli katladı bile. Hatta  şimdiden  içerden  tüyo alanlar  yatırım yapmaya  başladı.

 

Mimar Sinan a rahmet olsun hayatta olsa  herhalde hepimizin şaşıp kalacağı aklımıza bile gelmeyen ve bugünkü teknolojiye endeksli, çevrecileri ayağa kaldırmayan, ses kirliliğinin asgariye  indirildiği, rantın sözünün bile edilmediği  neler üretirdi acaba?

 

NOT:

Resim de kırmızı  taralı alan Ercep beyin arazisi...kavuniçi alan X holdingin, pembe alan Y Holdingin, Kahverengi alan  Ahmet ağanın , sarı alan Mehmet ağanın arazileridir. Farazi alanların yüzlercesi de resime sığmamıştır.

 

30 Jun 2010

(0)



33 okul 3003 çocuk için elele Kampanyası

yardım, kampanya, birmilyonkalem, dursunbey, çocuk, öğrenci


33 okul 3003 öğrenci için el ele kampanyası Balıkesir ili Dursun bey İlçesi ve köyleri için devam etmekte.Kampanya ya ne kadar duyarlıyız?

 

Ramazan dolayısı ile birçok kurum ve kuruluş, olağan erzak dağıtımına başladı.Dönemsel ve lokal yardımlar insanlara  ne kadar katkı sağlayabilir? Bu imkanlardan geçici bir dönem faydalanan  insanlar  diğer zamanlarda karınlarını nasıl doyurmaktadır. Daha şimdiden önümüzdeki bayramda çocuklarının ayağına alacakları ayakkabıyı hesap eden milyonlarca insan düşünün bir ülkede.. İnsanlar balık istemiyor artık ağ istiyor olta istiyor. Bu noktada karşımıza yine eğitim ve öğretim çıkmakta. Nüfusumuzun hızla artması buna karşın yeterli  iş istihdamının sağlanamaması en büyük sorun. Eğitimsizlik nedeniyle kalifiye insan sayısı düşük. Aslında, daha kötüsü  kalifiye işsizler de düşünüldüğünde   kaderine mahkum  ve muhtaç bir kitle kendiliğinden oluşmakta.

 

Eğitime bir nebze katkı hedefi ile yola çıkan birmilyonkalem.com  gönüllüleri 33 okul ve 3003  çocuğa  katkı bağlamında  anlamlı bir teşebbüste bulundu!.. Teşebbüs diyorum zira  site yetkililerinin gözlemlerine göre pekte yankı ve ilgi bulmamış olduğu dile getirildi.

 

Bizlerde bir rehavet  bir ilgisizlik almış başını gidiyor. Biraz daha duyarlılık gerekmekte. Facebook dünyasında olan arkadaşlarımız bilirler her gün  mesaj kutusuna düşen onlarca kampanya var her biri önemli tabi fakat hepsine yetişmek mümkün değil. Şahsen  İçim acıyarak yok saymaktayım. Zira yetişmek mümkün değil bunun yanında facebook üzerinden yapılan kampanyaların ne şekilde bir merkezde toplandığı da genelde açıklanmıyor ve şahısların uhdesinde kontrol ediliyor. Oysa Birmilyonkalem.com’un başlatmış olduğu kampanya kontrol edilebilir  adresi belli  belgeli ve teyitli bir kampanyadır.Bu nedenle ciddiyeti tartışılamaz..

 

*Bu tip kampanyalar da girişim ve reklam yeterli mi?

*Kampanya öncesinde alt yapı çalışması gerekir mi?

*Belli firmalarla diyaloga geçilerek sponsor anlaşması yapılabilir mi?

*Yoksa sadece net dünyasında belli sayıdaki okuyucularının destekleri ile hedefe ulaşmak mümkün mü ?

Bu kampanyanın birmilyon kalem hedefi ile başlayan  kalemin yanına  defter ilave edilerek  devam eden ayniyat zincirinden sonra banka hesap numarasına dönüşmesi belki insanların kafasını biraz karıştırmış olsa da  maddi yardımlar içinde gerekli

 

Her şeye rağmen karamsar olmamak gerekmekte, zira başlamak yarılamak gibidir, bir o kadar gayret daha hedefe ulaşmak için yeterli olabilir.Bu ciddi kampanyanın desteklenmeye ve tanıtıma ihtiyacı var.Bir kişi bin kişi düsturu ile her bir ferdin üzerine düşeni yapması en büyük beklenti.

 

Yardım hesapları :T.C Ziraat Bankası Dursun bey şubesi  İlçe milli eğitim müdürlüğü  Eğitim destek hesabı  52755380- 5001

 

29 Aug 2009

(1)



Birmilyonkalem.com dan anlamlı kampanya 3003 öğrenciye destek

kampanya, birmilyonkalem, dursunbey, paylaşın


Paylaşım nedir? Sadece fikir paylaşımının ötesinde siteler de  yazdığımız bloglar da neler paylaşıyoruz ya da paylaşamıyoruz!.. Zaman zaman organize edilen dayanışma ve yardımlaşma kampanyaları bir amaçtır belki de paylaşımın geldiği son noktadır. Sanaldan öte eğer bir şeyleri hayata geçirebiliyorsak  işte o zaman gerçekle yüz yüze olduğumuzu hisseder ve yapılan birliktelikten dayanışmadan haz alır hale geliriz. İçimizin acısı yüreğimizin sızısı bir nebze de olsa gider. Çünkü en kutsi duyguların başında paylaşım gelir.

 

Bu  noktadan hareketle doğru bir planlama ile yapılan organizasyonlar elele verildiğinde mutlaka hedefine ulaşır.Buna  sanal dünyadan taşmak da denebilir.Sadece kağıt üzerinde kalmayan,klavyelere sıkışmayan hedefe kitlenme  düşünce birliği ile beraber hedefe kitlenme ya da kabına sığmayan bir enerji üretimi gibi birliktelik sağlamak.

 

İşte bunun örneğini daha önce  ‘’ HER ÇOCUĞUN BİR MASAL KİTABI OLSUN’’ kampanyasında  başarılı çalışmaları ile ispatlamış olan birmilyonkalem.com  ailesine minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Vee..

 

Birmilyonkalem.com  dan anlamlı bir kampanya daha 33 okul ve 3003 fakir çocuğumuza ulaştırılacak nakdi ve ayni  yardımlar Balıkesir Dursunbey ilçe milli eğitim müdürlüğüne yapılması planlanmış. Bu duyarlı girişimde sitenin üstleneceği görev tanıtım ve teşvik yönünde olacak.

Kampanyanın içeriği hakkında öğrenmek istediklerinizi http://www.birmilyonkalem.com/?p=17439 adresinden detaylı öğrenebilirsiniz.

 

Katkısı bulunan ve bulunacak herkese teşekkürü borç biliyorum.Allah yardımcıları olsun

08 Aug 2009

(0)



90. yılda 19 Mayıs 1919

19 mayıs, atatürk, kıyafet, bayram


Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün  arkadaşlarıyla  bağımsızlığa attığı ilk adım olan 19 Mayıs  Gençlik ve spor bayramı  Ulusumuza hayırlı olsun, kutlu olsun.Bize bugünleri yaşatanları rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

Bayramının kutlanmasından öte  artık ayrışmanın  göze çarptığı  günler haline gelen bu özel günler  sevinçle beraber sıkıntıları da beraberinde getirmekte. Bilhassa son10 yıl göz önüne alınacak olursa  gençlerin bayramda giyecekleri kıyafetler tartışılıp durmakta.Hatırlarsınız bazı illerimizde  çarşaflarıyla törene katılan gruplar mevcuttu. Atatürk’ün kurduğu ve çağdaş uygarlık hedeflenerek çıkılan yolda  adeta bir takoz gibi yol tıkayan görüntülere şahit olmuştuk.

 

Adı üzerinde Gençlik ve Spor, gençliğin temsil ettiği spor kıyafetlerle gösteri ve yürüyüşlerin düzenli olarak yapıldığı meydanlar, şehir caddeleri ve stadyumlar da  yapılan programlarla kutlanan bu bayram da çığırından çıkarılmaya çalışıldı. Bazı valiler sorgulandı, savunmaları alındı temsili dendi geçildi. Oysa öyle geçiştirilecek  küçük konular olmadığını arkasında dağ gibi bir karanlığın olduğunu ve ülkeyi tehdit ettiğini çoğumuz bilmekteyiz.

 

Bu demek değil ki Genç kızlarımız mayolarla çıksınlar bu da çağdaşlık ölçüsü olamaz tabi fakat makul ölçülerde ve günün amacına uygun  spor giysiler ile gösteri mahiyetindeki folklor ekiplerinin yöresel kıyafetleri  mutlaka gerekli, farklı yöre, farklı kültürlerin buluştuğu Anadolu insanımızın  taşıdığı renkleri hepimiz  içimize sindiririz. Ancak bunu kötüye kullanmak isteyenler, kutuplaşma yaratmak isteyenler  artık gizli değil aşikar yapıyorlar, hatta bayramlarda inadına direnip tartışma yaratıyorlar.

 

bir şeylere alıştırılmak isteniyoruz. Hatırlarsınız Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde yer yerinden oynamıştı. Türban köşke çıkamaz diye insanlar meydanlara çıkmıştı ne  oldu? Türban köşke çıktı. Sonra ne oldu? Hiçbir şey!. alıştırıldık ve  konu gündemden düştü kapandı gitti unutmayalım! bu kişiler Türkiye’yi Avrupa insan hakları mahkemesine şikayet etmişti.

Demem o ki, kurbağa misali yine ısıtılmaktayız , kurbağa misali kaynadığımı anladıktan sonra iş işten geçmiş olacak.

 

Yine unutmayalım ki bugün Türkiye’nin  birçok gerçek anlamda  aydınları artık baskı altında tutulmakta aba altından sopa gösterilmekte, gözaltına alınan  aydınların kiminin 2 gün traş olamadığından  uzayan sakalları  televizyonlarda yayınlanıp  çaresiz bitkin ve suçlu imajı verilerek gururları ayaklar altına alınmakta..Acaba millet olarak bunların  farkındamıyız. Bugün yargı tartışılır hale geldi, Adaletin simgesi terazili kadının gözünden bant çıkarıldı.Ayağınızı denk alın der gibi zaten gözü bağlı olsaydı  birçok haksız tutuklama olmaz belki de yakıştı bugünün şartlarına kimbilir.

 

Aynı kanı taşıdığımız Azerbeycan’la  ikili ilişkiler, Obama’nın ziyaretinden sonra kopma noktasına geldi. Ermeni lobisinin güçlü olduğu birkez daha gözler önüne serildi, şimdi bir delinin kuyuya attığı taş kendini akıllı zannedenlerce çıkarılmaya çalışılıyor.

 

İşte böyle bir ortamda  bir 19 Mayıs gençlik ve spor bayramını kutlayacağız.. Sevgili ülkem benim, sancılı ülkem  kimleri bastın bağrına ne gençler hayatıonı kaybetti şimdi yatıyorlar aslanlar gibi, kalanları topluyorlar şimdi onlar da dünün gençleri  erkek kadın, hasta, yaşlı kim varsa toplanıyor.. ve biz bu insanlarımızla bir bayram kutlayacağız 19 Mayıs 1919 ve 19 mayıs 2009  dokuzlrın çok olduğu bir tarihte millet olarak yarınımızdan beklentilerimiz azlıyor kaygılıyız. Hani derler ya dokuz doğuruyoruz bu bol dokuzlu tarihte.

 

12 May 2009

(0)



3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI SESSİZ SEDASIZ GEÇTİ GİTTİ

Türkçülük, bozkurt, hesap sorulacak, vatan, ihanet, iktidar


 

Bedeni Türklük, ruhu islamiyet  olanlar Türküm demenin suç sayıldığı vatana ihanetin iktidar olduğu bir süreçte  3 Mayıs Türkçülük bayramı sessiz sedasız geçti gitti. Bir Avuç insan Nihal Atsız'ın kabrini ziyaret etti . Bazı arkadaşlar bloglarında  Bu günü anlatmaya çalıştı. Gerçek  olan ise  millet olarak yaşanamadı ve hissedilemedi.

Fakat bu başı boşluk ve güvensizlik ortamı elbet son bulacak,Atilla İlhan ın söylediği gibi dip dalgasımıdır  yoksa arkadan gelen bir  kuşakmıdır bilinmez fakat gerçek şu ki bu milletin bir kısmı ( tamamı demek artık mümkün değil) Türklüğü sorgulayanlardan birgün fena halde hesap soracaktır.

09 May 2009

(0)



ay ve güneş 2

deneme


deneme

03 May 2009

(0)



ay ve güneş

deneme


deneme

17 Mar 2009

(0)



Düşüncelerimi astım duvara

mısra, umutsuz, aşk, sararmış, yaprak, toprak, sakın üzülme, umursa, inanma, okyanus, zerre


 

Düşüncelerimi astım duvara

Buluşmalar  kaldı umutsuz bahara

Çektim aldım duygu derinliğinden

Bölük pörçük toz içinde  hatıraları

Hani nerede kalmış sevgi mısraları

 

Dudak bükme

Umursa, çevirirken  sararmış yaprakları

Bugüne kalan onlar, işte gerçeğin ta kendisi

Aynaya bir bak  sensin onların efendisi

Sararıp Solan benzin  tıpkı yaprak gibi

At onları çöplüğe  taş koy üstüne uçmasınlar

Tutuşmasınlar başka sevdalara karışıp

Toprağa karışsınlar seninle kucaklaşıp

 

Sakın üzülme

Dönüşüm yok diye, üzülmek değil

Hayal edecek zamanın olmayacak

Sadece gözlerin biraz yaş dolacak

Konuşamayacaksın,söyleyemeyecek

 

Sakın inanma

Bu aşk  asla bitmeyecek

Ölümsüz aşka mısralar yetmeyecek

Biliyormusun aşk  sadece bir damla

İstersen dağlara kazı adını kanla

 

Başka buluşmalar nasıl olur ki

Yokmu bunun çaresi

Cenneti, mahşeri, ahireti

Sevgiler unutulmuş sanki

Yüreklerde bir kor gibi.

 

Hani kucaklaşmalar nerede

Nerede  duvarlarda çınlayan hoş sadalar

Bir bir kopan yapraklar

Bize sevgiyi unutturdular

Düşüncelerimi astım duvara

İnanmıyorum artık onlara

 

Döndüm sırtımı gidiyorum

Yok bu gidişin dönüşü biliyorum

Söz bitti dargınım artık yaşama

Ellerim soğuk yapayalnızım

Yanıbaşımdaki fersah fersah uzakta

 

Bir tanrı ve düşüncelerimde sen

Ufuk yok odada  pencere arkada

Diktim gözümü duvarın derinliklerine

Bir okyanus gibi,her bir zerre de ararım seni

Karardı gözlerim kesildi nefesim

Özlem canıma tak etti

Yaşamda kalmadı  artık hevesim

Düşüncelerimi astım duvara

Tükendi külçe gibi bedenim.

07.03.2009 B.Çekmece


2010 da öleceksin

Sahte dünyadan artık çekip gideceksin

Topla eşyalarını güzelim,  artık biteceksin.

Yeter  kalbimi parçaladığın

İnadınla  beni yıldıracak sandığın..

Şimdi yok artık acımak güzelim,

Merak etme ben toprağı da  okşar severim.

Yaşamak istiyorum diye bağıran sendin

Biliyorum  ondan gelmedin

Yok artık kaçacak yerin

Düşünsem de her an seni

Mezarına ekeceğim fidanlar yoruyor  beni

Topla eşyalarını, yak.. bağrında sakladığın mısraları

Dön sırtını dünyaya alıştır kendini

Vedalaş  varsa sevdiklerin,

 Acı çekmek nasıl olurmuş göreceksin

Lime lime eriyip gideceksin

Sen güzelim, 2010 da öleceksin..

31.12.2009 19.35 B.Çekmece

08 Mar 2009

(0)



Araç muayene kepazeliği

doğuş, fenni, muayene, vatandaş, mafya, peşkeş


Bizim komşu çok korkmuş bana dert yandı aynen ilk ağızdan  birebir aktarıyorum.

Doğuş grubunun alman ortağı ile beraber yetkisini aldığı araç muayene istasyonları bu aralar teftiş kurulları gibi çalışmakta araç muayene zamanı gelen sürücüler , endişe içinde.. araba kontrole giriyor ve son model cihazlarla kontrol ediliyor eksikleri araç sahibine mavi çerçeveli A4 ile bildiriliyor ve eksikleri tamamla gel deniyor.

 Elimdeki araçlardan birisi 99 model carısma araç bir önceki muayeneden arka emniyet kemeri ve far ayarı nedeniyle sınıfı geçememiş, hemen tedbir alınıyor araç oto elektrik servisine çekiliyor ve uzun kısa far ayarı yapılıyor.Ayarı yapan yıllarca ve onlarca aracımın elektrik işlerini yapan bir usta emniyet kemeri gergisi değiştiriliyor ve tekrar muayeneye gidiyor. Araç tekrar chek-up a giriyor herşey tamam bu defa far ayarı yapılmadığı söyleniyor. Söyleyen genç çalışanın yapacağı birşey yok makina öyle gösteriyor.Abi muhtemelen düğmeyi sıfırlamadan far ayarı yapmış diyor. Telefon açıyorum usta fena halde sinirleniyor kendisi oynamıştır diye tepki veriyor. Fakat ne çareki netice farların tekrar ayarlanması.

İşin kötüsü 3. defa eksikleri tamamlamadan fenni muayeneye giriyorsanız muayene ücreti olan 130 tl yi tekrar yatırmak mecburiyetindesiniz. Kavga figan ve isyan oradan ayrılıyorum ayrılırken hiç olmayan birşey oluyor müşteri olarak orada bulunan kişilere dışarda teslim edilen araç bana içerde teslim edliyor ve eksiklerinizi tamamlayıp tekrar gelin deniyor. Aksilik bu ya bende çıkarken test makinasına çarpıp parçalıyorum. Bu acı tesadüf beni çok üzüyor.Ne de olsa değerinin 2,5 milyar olduğu söyleniyor.

Ne hikmetse ben olanlara rağmen tebessüm ediyorum. Evet bir kartele peşkeş çekilen bu ihale vatandaşa işkence çektirirken birdenbire hiç hesap etmedikleri bir kontra durumla karşılaşıyorlar. Hak iddia etme durumları yok ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Etrafım çoluk çocuk sarılmış en yetkilisi otuzunda birdenbire kendimi yalnız hissedip telefonla arkadaşlarımı çağırıyorum. Çok korkuyorum!.. öyle ya moralim bozuk herkes kafamı ütülese de alacakları ve tutturacakları hiçbirşey yok. 10 dakika sonra bizim ekip geliyor girişte problem var gelen kalabalık bizim fukaralar güvenlik paketlenmiş içeri girilmiş.Hasar heran 100 milyar olabilir. Neyse arkadaşlarımı görünce korkum geçiyor. Konuyu fazla uzatmadan ben başka bir araçla oradan uzaklaşıyorum.

Sonra telefon çalıyor çocuğun veli toplantısı varmış onu haber veriyorlar bir yandanda planıma okulu koyuyorum.Daha marketten alışveriş yapılacak.Derdim akşam ne yemek yemeli .. derken aklıma servis istasyonu geliyor. Acaba ne oldu orada diyorum.Telefon edip durumu soruyorum.

Abi diyor ekipten biri, biz karakoldayız. hayırdır ne oldu ki!.. diyorum. Biraz kavga ettik diyor. şöyle bir düşünüyorum 130 tl nelere maloldu diye yine tebessüm ediyorum orgazm olmuş gibi sırıtıyorum. Az bile bunlara diye keyifleniyorum.

Evet az bile bunlara Bu ülkede neyi disipline bu kadar soktunuz da vatandaşa çile çektiriyorsunuz birileri ekmek yiyecekmiş lanet olsun yemesinler parmağımdan kan akıtanların bütün kanı yerlere aksın bunlara acımayacaksın adını kanun koymuşlar bak camda kanun var diyorlar ve o kağıt buruşturulup bunu söyleyenin ağzına birgüzel tıkılıyor. Kanunu koyan kim memleketi peşkeş çekenler değil mi!..

Kime peşkeş çekmişler Doğuş grubuna ve Tüvsüt- alman gubuna bununda adını bir güzel gizlemişler yapmışlar tüv-Türk hadi bakalım buradan yakın tam mafya vatandaşa çile ve masraf çektirme organizasyonu. Bu defa kayaya çarpıyorlar bu ülke de hukuk var diye yumuşak yaşamaya hala alışmamış birileri var ne mutlu.

Koyun sürüsünden uzak bağımsız haksızlığa tahammül edemeyen böyle dereye böyle köprü diyen ve dimdik ayakta duran bir jenerasyon.. Bu da lazım,kafaların uyuşturulduğu vatandaşın sindirildiği bir ortamda tekdirden anlamayanın hakkı kötektir diyen bir kısım insan mevcut ya bu ülkeye birşey olmaz. Bunlar yarın tıpkı Çavuşesku ya sordukları gibi bunlardan da hesap sorarlar. Yukarda anlatılan olay birebir  B.çekmece  de yaşandı ve daha fazlası yaşanacak insanları açlıkla terbiye edenleri AKP iktidarında gördükte, cezayla terbiye edenlere yeni yeni rastlamaya başladık . Bu millet buna da çare bulacaktır.

Evet böyle söylüyor bir komşum dert yanıyor ne olacak bizim halimiz diye ben hemen sözünü kesip anlattıklarına bakılırsa sana hiçbir şey olmaz esas bizim halimiz ne olacak diyorum. Sonra düşünüyorum bu illegalite neden diye yine düşünüyorum ve kararımı veriyorum komşu isyanında haklı devlet kurumlarına bir çete gibi sızan holdingler  soygunu bile kanuna uydurmuşlar.

13 Feb 2009

(0)



Yerel Seçimler süreci

seöiç, belediye, vaat, sandık, yazmak, telaş, vatandaş, oy, tır, sekreter, mazot, ihale, halk, hizmet


Uzun zamanlık bir moladan sonra tekrar yazmaya başlamalı fakat nereden,gündemin  hızla değiştiği vaatlerin ekmekten önce bayatladığı siyasi bir ortama sırtını dönüp şiirle mi başlamalı  bilemiyorum ancak nasıl dilin kemiği yoksa  kalemin de yönü yok. Yaz  ne yazarsan,  sadece  yazdığının  yorumunu dinlersin. Ektikten sonra biçeceğin iyi bir yorumdur. Bazen insanlar  soru yöneltirler bilmediklerini öğrenmek için bazen de soru sorarlar kontraya düşürüp şaşırtmak için.

Yerel seçimler yaklaşırken bir aday arkadaşıma  şöyle bir soru sordum. Bu şehrin bulvarın da başını öne eğmeden kimseyi atlayıp es  geçmeden herkesle tokalaşıp hal hatır sorabilirmisin diye, aldığım yanıt evet oldu bende hayırlı olsun sen belediye başkan adayısın demiştim.O zamanlar öyle bir konumumuz vardı. Hal hatır sormak belki de en önemli şeydir insanlık adına, yoksa o bölgeyi tanımak ,  siyaseti bilmek, nüfuz sahibi olmak ya da  varlığı ve çevresi olmakta  yetmeyebilir.

Ancak gelin görün ki  adaylar  irtibat bürosu tutma araba giydirme yarışı yapmaktalar. En çok para harcayanın seçimler de bir adım önde olduğu söylenegelir, adaylar da harcadıkça harcarlar paralarını, hemen akla gelen bunun  bir yatırım ünitesi olduğu mu yoksa hizmete talip olma aşkı mı  anlamak mümkün  değildir.

Millete hizmet etmek için bu ne fedakarlıktır ki  yüz  milyarlar hatta yer yer trilyonlar harcanır. O zaman evine ekmek götürmekte zorlanan ve fakat  oy kullanmak durumun da olan halk bunlardan birine oy vermek durumundadır. Reklam ve tanıtımlara akıtılan onca servetin  hepsi heba olacak ve bir kişi kazanacaktır. Kazanan ne kazanacaktır! Halka hizmet etmeyi hak kazanacaktır. Evinde kül tablasını çöpe boşaltmaya üşenen beyzade millete hizmet etmeye hak kazanmıştır bile artık o zaman vatana millete hayırlı olsun der geçeriz ancak kafalara da şöyle bir soru isareti takılır kalır. Ortalama, bir  belde belediye başkanı    2.154 tl maaş alacaktır üstelik birde hizmete taliptir.Yani uyumayacaktır, özel yaşamından fedakarlık edecektir ve hizmet aşkı  ile de yanıp tutuşacaktır!.. Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu  gibi bir durum.

Bu dönem de  böyle bir belediye başkan adayı ile sohbet ettim. Hedefiniz nedir diye,  halka hizmet hak¨ka hizmettir deyip ağzımı kapatıverdi.15 yıldır  zaten başkansınız yani üç dönem,  bu dönem de kazanırsanız belediye başkanlığından emekli olmayı mı düşünüyorsunuz gibi güya kontra  bir soru sordum ellerimi ovuşturarak gelecek yanıtı merakla beklemeye başladım. Öyle ya  belki eksiklenir bu kadar  yeter der diye bekledim fakat aksine yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali yanıt  hemen geliverdi. Halkın teveccühü herşeyin önünde beni halk istiyor. olaylar benim iradem dışında tecelli ediyor gibi edebi bir dille vazgeçilmezleri oynayarak hazır cevaplılığını da gösteriverdi.

İçimde bir yerlerden  vurmanın tuzak sorular sormanın heyecanı daha da artmış devam ediyorum. Birazdan Kamyoncular derneğine gideceksiniz  mazotun litresinin kaç para olduğunu biliyormusunuz diye soruyorum  şaşırıyor biran duraklamadan sonra  vallahi bilmiyorum deyince  karşımdakini mars etmenin hazzı ile soru yağmuru başlıyor. Peki ekmek kaç para !.. Yine yanıt yok, bölgenizdeki  ihlal edilen sit alanlarının bilançosunu  çıkarttınız mı  .. yine tık yok finali  bir soruyla yaptım , herkes minibüs otobüs giydiriken siz dev bir TIR giydirmişsiniz çok ihtişamlı görünüyor. şakayla karışık  siz malı TIR la mı götüreceksiniz diyorum. Biraz mahçup olmasını beklerken aksine gülüyor ve lakayt bir edayla  daha arkadan filo geliyor diyor. Evet bu söyleşi kelimesi kelimesine Büyükçekmece de geçti.

Sonra kendi kendime soruyorum  bu kadar harcama niye.adeta akıtılan  servetler karşılığında kat be kat geriye tahvilinin düşünüldüğü ve milletin gözünün içine baka baka  ve üstelik onların oyları ile koltuğa oturup burnundan kıl aldırmayan takımı yine sahne de  yanına selavatla gidersiniz beş tane sekreteri atlatmanız gerek bir şekilde alınan randevular da  nadiren saatinde  odasında bulursunuz zat- alilerini ..

İşte böyle bir seçim sürecinin sonuna yaklaşırken   gittikçe hız kazanan yarış sonunda  geriye kalan  mal müdürlüğünden   50 tl para almayı bekleyen yorgun sandık görevlileri, caddeler de direklerde sarkan bayrak ve pankartların görüntü kirliliği kalır sonra da  yeni ihalelere hazırlanan  birgün de kurulmuş şirketlerin telaşı başlar. Evet 2009 yerel seçimleri de bundan farklı geçeceğe ve sonlanacağa benzemiyor. Şimdi o kutsal sayılan bir oyumuzu kullanmak için gerine gerine seçim sandığı başına gider ve elimiz mahkum oyumuzu kullanırız. Bir seçim dönemi de böyle geçip gider.

 

 

03 Feb 2009

(0)



Tatil de İnternet öncesini yaşamak

tatil, internet, aktivite, aksama, paylaşım


Geçirdiğim kısa bir tatil sürecinde  sorguladığım konulardan birisiydi “İnternet”. İnternet dönemi öncesi ve sonrası.. Tatil öncesi  ve sonrası ile çakışıvermişti.

Tatil de adeta internet öncesi dönemi yaşadım. Düzenli yemek, spor , dinlenme ve eğlence. Zira İnternet birçok aktivitemin önüne bir set çektiği gibi itiraf etmek gerekirse bazen günlük rutin programlarımı da etkiliyordu. Kısa ve mütevazi  tatil bile  bana oldukça iyi geldi  diye düşünüyorum.

Aslında günlük yaşamından fedakarlık etmeyen ve fakat gece uykusundan birkaç saat çalan, bunun yanında  ertesi güne  düşük verimi miras bırakan bir  yaklaşım ve ayrılan zaman dilimi. Bu zaman dilimi ki, çarkın kırık bir dişlisi gibi..

O zaman ne yapmalıyım diye düşündüm. Belki bunun kestirmesi  fırsat buldukça  internete zaman ayırmak olabilir. Fakat bulunan zaman fırsatları aralığına  esinlerin sığmayabileceğini düşündüm. Blogculuk bir koşturmaca gibidir. Kah gündem, kah yaratılan konular, aktüel, mizah, teknoloji, magazin, spor vs.. Sadece bir konuya endekslenmek  saplantı gibi gelir bana, örneğin sadece siyaset ya da spor gibi. O Halde normal yaşamımı etkilemeyecek  şekil de  zaman ayırmak  ve  sağlıklı yazmak.

Gazeteci gibi değil de,  örneğin gündemi oluşturan konuları  kısa pasajlar halinde işlemenin yanında  şahsi  görüşlerine de yer vermenin  bloğa  bir renk katacağını düşünürüm.

Her ne kadar  gazeteden, TV den, İnternetten uzak ıssız bir ada da tatil yapmasam da, bu ortamlar da ikinci plan da kaldıklarına şahit oldum. İnternet bir defa ortak konumuz oldu arkadaşlarla o da  çekilen resimlerin paylaşımı noktasında birbirimize  e-mail adreslerimizi vermiş olmamız  başka da bir esprisi yoktu. Tıpkı önceden  önceden olduğu gibi çekilen resimleri çoğaltıp birbirimize postalama uygulamasının aynısı.. Bunun yanında hızlı iletişimin, paylaşım, tartışma ortamı, mesaj ve mutabakatın hız kazandığı  ortam.

Evet tatilimi bugün bitirdim  ve  aklımdan,  dinlenmiş olmama karşın strese hoş geldin demek geldi. Zira tatile çıkarken ertelediğim  bazı  uğraşlar beni bekliyordu. Temkinli ve düzenli olarak dalacaktım farklı bir yaşama tekrar. Yine de hayatın tadı bu değil mi? Telaşıyla, üzüntüsü, sevinci ile  olacakları yaşamaya aday  bir insan gibi.

04 Sep 2008

(0)



Erişim Engellemeye Son

erişim, blog, site, yasak, sansür, protesto, onverita, teşekkür, ulu önder, Atatürk, emek, ekran karartma, sembolik, dayanışma, önemsenme, dikkate alınma, voltaire, istisna


Bilindiği üzere Ülkemizde son zamanlar da  erişimi engelenen sitelerin sayısı artmaya başladı.  Blog siteleri de kendi  ölçülerinde  protestoya başladılar bile , bu sitelerin dayanışması ve  beraber verilen tepkiler blogculuğun yarını için  sağlam bir temel taşı olacağı kesin, bunca emeğin pamuk ipliğine bile değil sadece bir tuş darbesine yenik  düştüğü  blog dünyasında  böylesine sembolikte olsa  tepkilerin önemsenmesi  gerekir. Zira bu önemsenme  ardından dikkate alınmayı  getirir.

Bu tepkiyi koyan ve bu yazıyı yazmama sebep olan blog sitelerinden birisi de hasbelkader yazmaya çalıştığım “Onverita.com” sitesiydi.

"Söylediklerini kabul etmeyebilirim; ama söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum" Voltaire

Sloganı ile  blog yaşamına devam eden  site  Son zamanlar da erişimi engellenen  sayıları yüzü aşkın sitelerin  kapatılmasını  protesto etmek amacıyla,  birçok site gibi kendi  kendine sansür koydu ve  ve giriş  sayfalarında bu site  kendi kararıyla siteye girişi engellemiştir  manşetiyle  üye ve ziyaretçilerine duyurdu. Bu protestoyu  istisnalar haricinde destekliyorum. İstisna ise  Ulu önder Mustafa Kemal  Atatürk’ün aşağılandığı gerekçesi ile kapatılan you tube’u  destekleyen görüşler.

Gönül ister ki hiçbir site  kapatılmasın ancak Millet olarak hassasiyetlerimizin başında gelen ve olması da  gereken  Büyük kurtarıcı Atatürk’ün  bazı kişi ve çevreler tarafından  adeta you tube’ a girişe engel olmaya sebep olan  bir  kişi olarak bakılmaya başlanmasıdır.  Maalesef ki yasağın olduğu  bu dönem içinde dahi   yasak olan siteye dolaylı yollardan nasıl giriş  sağlanır  tarifi marifetmiş gibi  yapanlar olmuştur..

Millet olarak hassas olduğumuz olmazsa olmaz  konular  haricin de  sitelerin etik değerler dışında politik nedenlerle kapatılmasına hepimiz karşı olmalıyız.

Onverita  yönetimine,  bizlere   hakikaten  bu anlamlı ve buruk  şakayı yaptıkları ve heyecanlandırdıkları için   sitem  etmenin yanında  aslında  bu doğru  girişimin  ve mağdur sitelere destek vermesi noktasın da ne kadar  teşekkür etsek azdır. Bu cesaretli  tutumlarından dolayı onları kutluyor  ve   teşekkür ediyorum.

20 Aug 2008

(0)



Osetya'da gazetecilere saldırı

osetya, savaş, muhabir, yaralı, önlem, emniyet


Gürcistan’ın  Güney Osetya bölgesine göreve giden  gazetecilerimiz uğradıkları saldırıda yaralandılar. Levent  Öztürk sol gözünü kaybederken, Güray Ervin omuzundan yaralandı. Belki de hayatlarını kaybedebilirlerdi. Bu üzücü olay sonrası gazetecilerin  bilhassa adına “ Savaş muhabiri” denen basın mensuplarının  böyle  gündelik kıyafetleri ile şehir içinde tur atar gibi çatışma bölgelerine gitmeleri düşündürücüdür.


Gazeteciler branşların da gerekli eğitimi almalarına karşın bu tip meşakkatli bölgeler de görev alan muhabirlerin özel eğitimden geçirilmeleri ,  gerekli teçhisatla donatılmaları gerekmektedir. Kaldı ki gazeteciler tampon bölgelerden uzaktan çekim  yapmalı,  emniyetli noktalarda konuşlanmalıdır.


Filistin Gazze şeridin de  çatışmanın ortasında kalan bir gazeteci vurulduktan sonra  kamerasını yere bırakmış sürünerek ilerlerken  belki de öleceğini bilmeden ölümünden önceki son anları kamerası  tarafından görüntülenmişti. Yani kendi ölümünü çekmişti. Ellerinde  sadece kameraları ve fotoğraf makinaları olan bu masum hizmet insanları maalesef gerekli tedbir alınmadan savaş alanlarına, çatışma bölgelerine gönderilmektedir.


İnsan hayatının görev adına bu kadar ucuzlatılmaması noktasında  gazetecilerimizin de kendilerini  sorgulamaları gerekmektedir. Yoksa  Haber yapmaya giderken haber olmak  hele birde acıyla bitiyorsa pek kahramanlık sayılmaz.


Beklentimiz odur ki, bundan sonra  gazeteciler cemiyeti de gerekli ikazı yapar ve tedbirleri alır. Öte yandan  gazetecilerin saldırıya  uğraması  olayı uluslar arası savaş hukukunun  ayaklar altına alındığının somut bir örneğidir. Güney osetya daki bu  saldırı  gazetecilerin tedbirsizliği üzerine yıkılacak bir olay  olmadığı aşikardır. Uluslar arası  platformlarda resmi ağızlar tarafından  şiddetle kınanmalıdır.

18 Aug 2008

(0)



Vatandaşın merak ettikleri

vatandaş, kapanma, çifte standart, baskın


Ülke gündemimiz Akp'nin kapatılma davası. Bütün dikkatler 28 Temmuz da. Yaşanan bu süreçte muhalefet önemli bir girişim yapamadı. Adeta günebirlik açıklamalar içinde boğuldu ve dava sürecini gözden kaçırarak tarihi bir hata yaptı. Vatandaş gemicikle oynatılırken Tsunami gözlerden kaçırıldı.

Vatandaş soruyor zira kafasında birçok soru işareti mevcut. Bunlardan birisi artık beraber yaşamaya alıştığımız bir konu. Kapatılması gündem de olan  İktidardaki  Adalet ve kalkınma partisinin  tek başına nasıl devleti yönetmeğe devam ettiği sorusu.

Hemen akla gelen suçlunun suçu sabit olmadıkça suçlu sayılamayacağı ilkesi. O halde türlü konular da  hakların da mahkeme açılan kişiler ya da oluşum mensupları  niçin tutuklandı. Mahkeme de belgeler olduğu için değil mi? Peki  AKP’ ye  dava  açıldığı halde niçin olur olmaz saatlerde  baskınlarla  gözaltına alınıp tutuklanmadılar? Mahkemenin elinde belgeler  mevcut değilmliydi. İşgöremez raporu verilen  kişi nasıl çalışamıyorsa bireysel  ve kurumsal  bileşkenin getirdiği nedenle işgöremez bir parti hala niçin görev de  biri çıkıp vatandaşa anlatsın.

Vatandaş soruyor. Bu ne rahatlıktır ki  hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Operasyon yapılması gerekenler operasyon yapıyorlar. Çıkartılan kararnamelerle  anlık operasyonlarla  görevden almalar ve vekaleten atamalar . Bunlar ne demek? İstifa etmeleri gerekmez mi? Böyle olmuyormuydu. Hakkında  suçlama yapılan bir bürokrat istifa eder mahkemeyi kazandığın da  görevinin başına  döner, kaybederse  cezasını çekmezmiydi. Bu boşluk niye? Olacaklar önceden belli mi. Senaryo hazır da vatandaşın haberimi yok.

Masa da duran  kapatma  davasında mahkeme   parti kapatmaya karar verirse, davanın açıldığı tarihle   kapatılma tarihi arasında kalan süreçte  hükümetin yaptığı icraatlar ne olacak? Geçersiz mi sayılacak yoksa “Devletin devamlılığı esastır” deyimi bu boşluğa oturtularak  geriye dönük araştırmalar yapılamayacak mı? Eğer araştırma  yapılacaksa bunu yargı yapmayacağına göre ! Peki  mevcut  diğer  siyasilerin bu konuda genel bir gensoru araştırması girişimine  şahit olduk mu? Hayır. Olacakmıyız? Hiç sanmıyorum. Sonuç  geçmişe yönelik birkaç gensoru dışında konuların üzerine bir perde çekilecek. Bu siyasi fetret  döneminde  yapanın yanına kar kalacak.

Muhtemelen gelen de  enkaz edebiyatını hortlatacak. Vatandaş soruyor. Peki bizim halimiz ne olacak?

24 Jul 2008

(3)



Bir kalemde silinmek ve SİLMEK.!

ALIŞKANLIK, BLOGCULUK, HÜRRİYET GAZETESİ, BİZE ANLATILMAYAN GİZLİ PLANLAR, KARİZMA NASIL ÇİZİLİR, ONPUNTO NİÇİN KAPATILDI, FATİH ÇEKİRGE


Alışkanlık

İnsan yaşamında bazı alışkanlıklar kazanır iyi ya da kötü bunlar öyle bir siner ki insanın yaşamına  yanlışlarını fark etse de ben buyum diyerek değiştirme yoluna gitmez.  Kendisinin doğrusu ile yanlışı ile  bir yere oturtmuştur artık .. Bu tutucu bir davranış gibi görünse de aslında bu kişi boş durmaz çağın gerektirdiği birçok yeniliğe ayak uydurur  ve  sürdürdüğü yaşamın da yine de bu huyunu su yüzüne çıkarmadan duramaz.

Okumak ve yazma ihtiyacı yanında okunmak ve yazılmakta bazılarına nasip olur. Hasbelkader  bu süreç içinde kendimizi  blog dünyası nda bulmuşuzdur.  Yazarız çizeriz resimleriz  esas olan  anafikir etrafı süslenir de süslenir.  yazılar ve yorumlar kişiye göre öyle değişiklik gösterir ki bunların adeta  bir araya gelmesi imkansız sanırsınız sanki bir gök taşının dünya’ya çarpma olasılığı gibi bir şey.

Fakat  blog dünyasının sihri işte tam bu nokta da başlar. Farklı görüşten insanlar yazı ve yorumlarıyla bu nokta da karşı karşıya kalır  hatta tartışıp hesaplaşırlar bile,  olması zor bir unsur blog dünyası sayesinde  ortaya çıkıverir ve sonra bu da benimsenir .Tartıştığınız insanların yazılarını bile okur yorumlar yaparsınız bu bazen tatmin, bazen taşlama, bazen  takdir bile olabilir.

Bu platformlar özgür oldukça varlıklarını sürdürebilirler. Eğer birilerinin liderliği ve finansmanı ile blog hayatınızı devam etiriyorsanız  sırtınızda  aynı zamanda taşıması zor bir yük taşıyorsunuz demektir.

Bende üç beş sitede yazdıktan sonra kardeşimin tavsiyesi ile bir blog dünyasına yani  Hürriyet Matbaacılık a.ş  ye ait  altmedyası   “Onpunto  Yenimedya “  da yazmaya başladım. Yazdık, çizdik arkadaşlar edindik , dostluklar kuruldu.  Sonra birden bire bir günah keçisi ortaya yem olarak atılarak yani biz yapmadık o yaptı mantığı ile.. Hemde hiç haber vermeden mesaj bile çekmeden bir açıklama yapmadan tabi bu durum  yani tutum ve davranış Onpunto ya gönül vermiş hatta ömrün kıymetli saatlerini ve günlerini vermiş yazan arkadaşlara tokat gibi geldi. Yani ”KÖLE MANTIĞI”  “BOŞOL BOŞOL BOŞOL” diyen örümcek kafalar gibi

Şimdi işin altında şunu aramadan geçemiyorum.  Çok basit bir detay  fakat sizinle paylaşmadan edemeyeceğim.  Acaba diyorum?  PROFESYONEL BİR  EDİTÖRÜN  yazdığı yazıya yapılan az yorum sayısı  ya da hakaret içeren bir yorum bu duruma yol açabilir mi? AÇABİLİR….

Acaba diyorum Hürriyetin iktidara yaklaşımı konusunda bir değişiklik olabilir mi? Ve bunu blog yazarlarına yansıtma durumu direk olarak olamayacağından  endirek olarak kapama yoluna gidilebilir mi? GİDİLEBİLİR…

Şunu da bir soru olarak ortaya atıyorum Acaba  diyorum Türbanından tutunda Ergenekon’una kadar iktidardan tutun da  muhalafetine  kadar yazılan yazılar dolayısı ile biraz da hakaret içeren yazılar olabilir mi? OLABİLİR.

Peki son olarak Ulu önder “ ATATÜRK”  Yazıları yazan ve bugünle o dönemi mukayese eden ve eleştiren arkadaşların yazıları birilerini rahatsız eder de  Hürriyet bundan baskı görmüş olabilir mi? MAALESEF OLABİLİR. Bunun başka bir tanımı yok  Hürriyet bünyesinde  muhtemelen kurulacak bir blog servisini katılmadan fakat dikkatle takip edeceğim. Yazanından yorumlayanına kadar.

Bu İnternet ve blog Dünyasında bir skandaldır. Üç beş kuruşun hesabını yapan medya patronları ve onun blog dünyasındaki uzantıları  karizmasını yerle bir etmekle kalmamış.  Sermaye ve kaynak olarak kendinden fersah fersah küçük olan fakat aslanlar gibi dik duran blog dünyasının ayakları altında paspas olmuşlardır.

Güç kimde ise ben onun yanındayım diyen arkadaşlara diyecek bir sözüm yok. Birileri çıkıp açıklama yapmadığı sürece bu kara  lekeyi  Hürriyet taşımaya devam edecektir. Zira sözleşme şartlarında denmiyor mu “ Hakaret içeren sözler sahibini bağlr diye..!! “ Bir yerde bir yanlışlık var.

 

 

10 Jul 2008

(2)



Onpunto nun başına gelenler

Onpunto kapatıldı, çekirge, fatih


Merhaba Bugün üyesi bulunduğum  Tüm hakları  Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş ye ait olan bunun alt medyası   “ Yenimedya Onpunto” nun  aniden  ekranının karartılmasından ve yazan blogcularına  arşiv yazılarınızı 31 Temmuz’a kadar alın, bu tarihten sonra “Onpunto” yayın hayatına tamamen son verecektir.  İkazı  ile akabinde  Yüzlerce  blogcu , günlük  yirmibinin üzerinde okunma rakamına ulaşan  site de müthiş bir gerilime,  üzüntüye  ve telaşa  boğulmuştur.

Başını Fatih Çekirgenin çektiği söylenen bu  kapatma ile ilgili olarak da  site de yayınlanan bazı yazıların sakıncalı ve hakaret  içeren yazılar bulunduğu sebebiyle kapatıldığı öne sürülmektedir.

Düşünce özgürlüğü çerçevesinde  yazılan eleştirel yazılar hakaret olarak  nitelendiriliyorsa durum vahim, yok birkaç  hakaret içeren yazıdan dolayı bu kapatma yapılıyorsa  yazık ..!

Onpunto Yenimedya   böyle bir süreç yaşadı. Gelmek istediğim nokta şu  yazan arkadaşların hayal kırıklığı yanında  bir bütün olarak arayışa başlamaları doğal olmakla beraber zor görünmekte, birkaç site de birden yazan arkadaşlar için durum o kadar vahim olmasa da  yine de alıştığı arkadaşlardan kopmak zor olsa gerek   yani olsa olsa on  veya yirmi arkadaşla iletişim kurabilir ve arkadaşlık tazeleyebilirsin oysa mesele bu da değil  birçok insana ulaşamadığımız gibi  paylaşım  açlığı vurur insanların kafasına, farklı arkadaşlardan mahrum kalabilir kendine bir tuş kadar yakın olan insanlar bir sis bulutu arkasında kalıverir endişesi sarmıştır düşünceleri.

Yazmaksa,  taşa kazımak , mektuba yazmakta aynıdır aslında hepsinde bir fikir beyanı , bir paylaşım  ve iletişim vardır. Oysa o insanların taşını alıp yere çarparsanız  ve mektubunu alıp yırtarsanız  o nokta da isyan başlar tıpkı benim şimdi isyan ettiğim gibi. Bu konuda bütün blogcu arkadaşları ve blog sitelerini duyarlı olmaya ve dayanışmaya davet ediyorum.

Zira yarın diğer bloglarında aynı sıkıntıyı yaşamayacakları ne malum. Düşünce birliği ve destek her şeyin başı..

09 Jul 2008

(2)



Ampul Hikayesi

ampul, deneme, ders, ağız


 

Olayın kahramanları, iki üniversite öğrencisi...
Koyu geyik muhabbetinin
düğümlendiği durumlardan birinde,bu iki
kafadar bir iddiaya girer....
 
Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü ağzına tamamen
sığdırabileceğini iddia eder.... Evet yanlış okumadınız,
bildiğiniz 100 mumluk
ampulü... ve sığdırır da.
 
Ancak bir sorun vardır.Ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Arkadaşı hayret eder bu nasıl iş diye, o da
evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve tabi ki o da çıkaramaz. Bunun üzerine iki kafadar
hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek güya taksiciye dertlerini
anlatırlar.Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da 'nasıl olur abi ya, uğraşsanız çıkar, bir
asılın şuna, şaka mı yapıyorsunuz ?'
diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir
yarısında acile gelirler. Taksici ayrılır. Doktorlar çocukları
beklemeleri için bir odaya alır.Veeee,
aradan 15 dakika geçmeden taksici
kapıda görünür; tabii ağzında
bir ampulle. Amcam çocuklara inanmamış, açık olan bir marketten
ampul almış ve
denemiştir !! Şimdi anladınız mı Ampul Partisi'nin Türkiye'de
nasıl iktidara
geldiğini?

BİR ŞEY OLMAZ DİYE HERKES DENEDİ VE GÖRDÜK
ÇIKARAMIYORUZ.
 
OY VERİRKEN İYİ DÜŞÜNÜN, AMPUL
BU SEFER
AĞZIMIZDAN ÇIKMIYOR...

YARIN ÖYLE BİR YERE GİRERKİ DOKTORA BİLE
GİDEMEZSİNİZ.

SEÇİMLERE AZ KALDI ,BİR DAHA SAKIN DENEMEYE
KALKMAYIN!!!

24 May 2008

(6)



Merhaba İnube

Merhaba, blog, İnube, katılım


Merhaba

22Mayıs 2008 tarihii itibariyle  aranıza katılmış bulunmaktan memnuniyet duyuyorum.Bloğumda zaman zaman genel içerikli konular hakkında duygu ,düşünce ve hedeflerimi belirteceğim .İnube'yı kısa zamanda anlayacağımı tahmin ediyorum. Kapsamı içinde ilgili konu başlıklarıyla yazılarım olacak.İnube ailesine  sevgi ve saygıyla selamlarımı sunarım.

22 May 2008

(3)