Şehirleşme, sanayi ve insan faktörü
Bilhassa son dönemde kartelleşmeye zorlanan, özelleştirme ile tekelcilik kavramlarının birbirine geçtiği, resmi tekellerin, özel tekellere devredildiği, maliyetlerinin çok altında ihaleye verildiğini hatta uygulanan taktiklerle belirlenen kişi ya da kuruluşlara verildiğini hepimiz biliyoruz. Herhalde liste çıkarsak yazı dizisi ortaya çıkar.
Ülkemiz de bacasız sanayi adı altında mücadelelerini sürdüren belli meslek grupları bir şemsiye altında toplanmak adına şehirleşme planları dahilinde belli alanlara çekilmiş ve çekilmeye çalışılmaktadır. Bilhassa İstanbul da uygulamalar başlatılmıştır. Şehir içinde kalan küçük imalat hanelerin zorda kaldıkları ve adeta yetkililerin tahditleri ve tehditleri ile ekmek mücadelelerinin sekteye uğradığına şahit olduk. Mesela Eminönü bölgesindeki imalathanelerin kaldırılması ve şehir dışına taşınması gündeme geldiğin de bizzat başbakan tarafından elektriklerinin kesileceği tehdidini ekranlarında milyonlarca vatandaş şahit oldu. Neydi bu durum? Tarihi yarım adanın kurtarılması projesi dahilin de bir takım girişimlerin yapılması yaraya neşter vurulması kaçınılmaz olsa da üslup bu olmamalıydı, daha önce düşünülmesi gerekenin öncelikle mağdur olacak esnafın yerleşim noktasında alt yapısını hazırlamak olmalıydı. Bu yapılamadı.
Ne yapıldı? 1990- 2000 yılları arasında Altın çağını yaşayan tekstil köreltildi ve yok olma noktasına geldi. 50-100-200 kişi çalıştıran tekstil firmaları önce kontrolsüz ithalat izinleri ile ( rekabet yaratma adına) başta Çin olmak üzere sekteye uğratıldı köreltildi. Tekstil kenti kurdular..
Kuyumcu ve sarrafların bir araya toplanması istendi. Maddi yönden iyi durumda olan bu kesim hemen çoban çeşmedeki alternatif ünitede yerini aldı, yer satın aldı veya kiraladı. Halen eski atölyelerin de çalışmalarına devam etmekte, merkeze uzak olan ünite ise göstermelik bir beton yığını gibi basın ekspres yolu çoban çeşme sapağında öylece durmakta.. Çözüm oldu mu? Tabi ki olmadı..
Laleli deri perakendecileri en büyük darbeyi 90 lı yıların başlarında yedi, en büyük hata kendilerinindi ( hepsi değil tabi) Bavul ticareti yapmak için İstanbul laleliye gelen binlerce ticaret erbabı turistler, magandaların yaklaşımlarından ve kazıklanmaktan gına gelince rotayı Romanya ya Bulgaristan’a çevirdiler.Bu başka bir konu olmakla beraber bu konuyla alakalı kısmı ise şu; İşgal ettikleri konum, İstanbul siluetinin arka sırtları laleli Aksaray ve buna bağlı olarak kundura imalathanelerinin bulunduğu meşhur Langa esnafını neler bekliyor?
İstanbul nasıl olabilirdi sorusuna yapılaşma noktasında yanıt arayan versa size tek bir adres önerebilirim. Sultanahmet ‘’ Bin bir direk sarnıcı’’ Sultanahmet adliyesinin tam karşısında girişi buyurun yolu düşen uğrasın İstanbul geçmisini Roma döneminde görsün ve hayretler içinde kalsın.. Bahis konusu olan bölgenin bugün ( 21. yüzyılda) o dönemlere nazaran ne kadar mezbelelik bir hale dönüştüğüne tanık olsun. Benzer mimarinin gelişerek bugünlere geldiğini hayal etsin. 1400 lü yıllardan başlayarak İstanbul’a ayrı bir güzellik katan camiler, külliyeler, şadırvanlar ve saraylar dönemi ardından nasıl önceki kültür miraslarıyla beraber korunamadığına şahit olsun.
Bugün şehirleşme politikaları, ticari yaşamı sekteye uğratmıştır ve uğratacaktır da bunun altında yatan en önemli sebeplerin başında yürütülen yanlış politikalar yatmaktadır.
02 Jul 2010
3. Boğaz köprüsü projesi tartışmaya açıldı. İstanbul geçişinde trafiği ne kadar rahatlatır düşüncesinden önce ilk akla gelen ve daha çok tartışma konusu olan bölgesel kapsam alanındaki rant söylemleri daha öne çıkıverdi. Tahmini bedeller önceden belirlense de temel atıldıktan sonra ve birde istimlaklar söz konusu olduğunda bu bedellerin ne kadar yukarı çıkacağı devlete verdiği zarar yanında bazı kişilere rant sağlayacağı muhakkak.
Muhtemelen eylül ayında yap işlet devret şeklinde ihaleye çıkacak 3. köprü Yuşa tepe ve havan tepe ( Beykoz- Tarabya da alternatifler arasında yerini almış) arasında planlandığı söylenmekte.. Çift katlı olması ve hızlı treninde geçeceği plan dahilinde görülüyor. Çatalca üzerinden kara denize yakın bir geçiş yolunun da yapılacağı duyduğumuz gelişmelerden bazıları. Bununla berber çevrecilerin büyük tepkisi var. Projeye il genel meclisinde konulan şerhlerde unutulmamalı. Projeyi de muhtemelen bir Japon firması üstlenecek.
Başlatılan bu tartışma ile ilgili birçok şey ölçülüp biçilecek, yazılıp çizilecek yetkililer kendi kapsamların da çalışmalar yapacaklar,firmalar ihaleye girecekler teklif verecekler. Bütün bunlar devam ederken kendi adıma 3. köprü olayına bakışım bu aşamada farklı fakat birçok kişiyle aynı düşünceler olduğuna inanmaktayım. 3. köprü olsun tabi olmasın demiyoruz. Ancak Çevreye zarar vermeyecek şekilde nasıl planlanır? 3. boğaz köprüsü güzergahı nasıl belirlenir? Maliyeti nedir? Vatandaşa bu fatura nasıl yansır?
Bende bu olaya birazda mizahi yaklaşayım istedim. Kendimce bir resim demeyeyim de bir çizim yaptım. Köprü çıkışlarından sonra nüfuz sahibi kişilerin hatırının kırılmaması adına hazırladığım bu resimli çizimde yolun nasıl belli kişilere ya da kuruluşlara ait alanları tecavüz ederek ilerlediğini dolayısı ile de yolun nasıl yılan gibi bir şekil aldığını gördüm. Öyle ya!.. Ahmet ağanın arazisine temas etmiş, Mehmet efendinin arazisinden yol geçmese olmaz!. X holding
Mimar Sinan a rahmet olsun hayatta olsa herhalde hepimizin şaşıp kalacağı aklımıza bile gelmeyen ve bugünkü teknolojiye endeksli, çevrecileri ayağa kaldırmayan, ses kirliliğinin asgariye indirildiği, rantın sözünün bile edilmediği neler üretirdi acaba?
NOT:
Resim de kırmızı taralı alan Ercep beyin arazisi...kavuniçi alan X holdingin, pembe alan Y Holdingin, Kahverengi alan Ahmet ağanın , sarı alan Mehmet ağanın arazileridir. Farazi alanların yüzlercesi de resime sığmamıştır.
30 Jun 2010
33 okul 3003 çocuk için elele Kampanyası
33 okul 3003 öğrenci için el ele kampanyası Balıkesir ili Dursun bey İlçesi ve köyleri için devam etmekte.Kampanya ya ne kadar duyarlıyız?
Ramazan dolayısı ile birçok kurum ve kuruluş, olağan erzak dağıtımına başladı.Dönemsel ve lokal yardımlar insanlara ne kadar katkı sağlayabilir? Bu imkanlardan geçici bir dönem faydalanan insanlar diğer zamanlarda karınlarını nasıl doyurmaktadır. Daha şimdiden önümüzdeki bayramda çocuklarının ayağına alacakları ayakkabıyı hesap eden milyonlarca insan düşünün bir ülkede.. İnsanlar balık istemiyor artık ağ istiyor olta istiyor. Bu noktada karşımıza yine eğitim ve öğretim çıkmakta. Nüfusumuzun hızla artması buna karşın yeterli iş istihdamının sağlanamaması en büyük sorun. Eğitimsizlik nedeniyle kalifiye insan sayısı düşük. Aslında, daha kötüsü kalifiye işsizler de düşünüldüğünde kaderine mahkum ve muhtaç bir kitle kendiliğinden oluşmakta.
Eğitime bir nebze katkı hedefi ile yola çıkan birmilyonkalem.com gönüllüleri 33 okul ve 3003 çocuğa katkı bağlamında anlamlı bir teşebbüste bulundu!.. Teşebbüs diyorum zira site yetkililerinin gözlemlerine göre pekte yankı ve ilgi bulmamış olduğu dile getirildi.
Bizlerde bir rehavet bir ilgisizlik almış başını gidiyor. Biraz daha duyarlılık gerekmekte. Facebook dünyasında olan arkadaşlarımız bilirler her gün mesaj kutusuna düşen onlarca kampanya var her biri önemli tabi fakat hepsine yetişmek mümkün değil. Şahsen İçim acıyarak yok saymaktayım. Zira yetişmek mümkün değil bunun yanında facebook üzerinden yapılan kampanyaların ne şekilde bir merkezde toplandığı da genelde açıklanmıyor ve şahısların uhdesinde kontrol ediliyor. Oysa Birmilyonkalem.com’un başlatmış olduğu kampanya kontrol edilebilir adresi belli belgeli ve teyitli bir kampanyadır.Bu nedenle ciddiyeti tartışılamaz..
*Bu tip kampanyalar da girişim ve reklam yeterli mi?
*Kampanya öncesinde alt yapı çalışması gerekir mi?
*Belli firmalarla diyaloga geçilerek sponsor anlaşması yapılabilir mi?
*Yoksa sadece net dünyasında belli sayıdaki okuyucularının destekleri ile hedefe ulaşmak mümkün mü ?
Bu kampanyanın birmilyon kalem hedefi ile başlayan kalemin yanına defter ilave edilerek devam eden ayniyat zincirinden sonra banka hesap numarasına dönüşmesi belki insanların kafasını biraz karıştırmış olsa da maddi yardımlar içinde gerekli
Her şeye rağmen karamsar olmamak gerekmekte, zira başlamak yarılamak gibidir, bir o kadar gayret daha hedefe ulaşmak için yeterli olabilir.Bu ciddi kampanyanın desteklenmeye ve tanıtıma ihtiyacı var.Bir kişi bin kişi düsturu ile her bir ferdin üzerine düşeni yapması en büyük beklenti.
Yardım hesapları :T.C Ziraat Bankası Dursun bey şubesi İlçe milli eğitim müdürlüğü Eğitim destek hesabı 52755380- 5001
29 Aug 2009
Birmilyonkalem.com dan anlamlı kampanya 3003 öğrenciye destek

Paylaşım nedir? Sadece fikir paylaşımının ötesinde siteler de yazdığımız bloglar da neler paylaşıyoruz ya da paylaşamıyoruz!.. Zaman zaman organize edilen dayanışma ve yardımlaşma kampanyaları bir amaçtır belki de paylaşımın geldiği son noktadır. Sanaldan öte eğer bir şeyleri hayata geçirebiliyorsak işte o zaman gerçekle yüz yüze olduğumuzu hisseder ve yapılan birliktelikten dayanışmadan haz alır hale geliriz. İçimizin acısı yüreğimizin sızısı bir nebze de olsa gider. Çünkü en kutsi duyguların başında paylaşım gelir.

Bu noktadan hareketle doğru bir planlama ile yapılan organizasyonlar elele verildiğinde mutlaka hedefine ulaşır.Buna sanal dünyadan taşmak da denebilir.Sadece kağıt üzerinde kalmayan,klavyelere sıkışmayan hedefe kitlenme düşünce birliği ile beraber hedefe kitlenme ya da kabına sığmayan bir enerji üretimi gibi birliktelik sağlamak.

İşte bunun örneğini daha önce ‘’ HER ÇOCUĞUN BİR MASAL KİTABI OLSUN’’ kampanyasında başarılı çalışmaları ile ispatlamış olan birmilyonkalem.com ailesine minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Vee..
Birmilyonkalem.com dan anlamlı bir kampanya daha 33 okul ve 3003 fakir çocuğumuza ulaştırılacak nakdi ve ayni yardımlar Balıkesir Dursunbey ilçe milli eğitim müdürlüğüne yapılması planlanmış. Bu duyarlı girişimde sitenin üstleneceği görev tanıtım ve teşvik yönünde olacak.
Kampanyanın içeriği hakkında öğrenmek istediklerinizi http://www.birmilyonkalem.com/?p=17439 adresinden detaylı öğrenebilirsiniz.
08 Aug 2009
Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün arkadaşlarıyla bağımsızlığa attığı ilk adım olan 19 Mayıs Gençlik ve spor bayramı Ulusumuza hayırlı olsun, kutlu olsun.Bize bugünleri yaşatanları rahmet ve minnetle anıyoruz.
Bayramının kutlanmasından öte artık ayrışmanın göze çarptığı günler haline gelen bu özel günler sevinçle beraber sıkıntıları da beraberinde getirmekte. Bilhassa son10 yıl göz önüne alınacak olursa gençlerin bayramda giyecekleri kıyafetler tartışılıp durmakta.Hatırlarsınız bazı illerimizde çarşaflarıyla törene katılan gruplar mevcuttu. Atatürk’ün kurduğu ve çağdaş uygarlık hedeflenerek çıkılan yolda adeta bir takoz gibi yol tıkayan görüntülere şahit olmuştuk.
Adı üzerinde Gençlik ve Spor, gençliğin temsil ettiği spor kıyafetlerle gösteri ve yürüyüşlerin düzenli olarak yapıldığı meydanlar, şehir caddeleri ve stadyumlar da yapılan programlarla kutlanan bu bayram da çığırından çıkarılmaya çalışıldı. Bazı valiler sorgulandı, savunmaları alındı temsili dendi geçildi. Oysa öyle geçiştirilecek küçük konular olmadığını arkasında dağ gibi bir karanlığın olduğunu ve ülkeyi tehdit ettiğini çoğumuz bilmekteyiz.
Bu demek değil ki Genç kızlarımız mayolarla çıksınlar bu da çağdaşlık ölçüsü olamaz tabi fakat makul ölçülerde ve günün amacına uygun spor giysiler ile gösteri mahiyetindeki folklor ekiplerinin yöresel kıyafetleri mutlaka gerekli, farklı yöre, farklı kültürlerin buluştuğu Anadolu insanımızın taşıdığı renkleri hepimiz içimize sindiririz. Ancak bunu kötüye kullanmak isteyenler, kutuplaşma yaratmak isteyenler artık gizli değil aşikar yapıyorlar, hatta bayramlarda inadına direnip tartışma yaratıyorlar.
bir şeylere alıştırılmak isteniyoruz. Hatırlarsınız Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde yer yerinden oynamıştı. Türban köşke çıkamaz diye insanlar meydanlara çıkmıştı ne oldu? Türban köşke çıktı. Sonra ne oldu? Hiçbir şey!. alıştırıldık ve konu gündemden düştü kapandı gitti unutmayalım! bu kişiler Türkiye’yi Avrupa insan hakları mahkemesine şikayet etmişti.
Demem o ki, kurbağa misali yine ısıtılmaktayız , kurbağa misali kaynadığımı anladıktan sonra iş işten geçmiş olacak.
Yine unutmayalım ki bugün Türkiye’nin birçok gerçek anlamda aydınları artık baskı altında tutulmakta aba altından sopa gösterilmekte, gözaltına alınan aydınların kiminin 2 gün traş olamadığından uzayan sakalları televizyonlarda yayınlanıp çaresiz bitkin ve suçlu imajı verilerek gururları ayaklar altına alınmakta..Acaba millet olarak bunların farkındamıyız. Bugün yargı tartışılır hale geldi, Adaletin simgesi terazili kadının gözünden bant çıkarıldı.Ayağınızı denk alın der gibi zaten gözü bağlı olsaydı birçok haksız tutuklama olmaz belki de yakıştı bugünün şartlarına kimbilir.
Aynı kanı taşıdığımız Azerbeycan’la ikili ilişkiler, Obama’nın ziyaretinden sonra kopma noktasına geldi. Ermeni lobisinin güçlü olduğu birkez daha gözler önüne serildi, şimdi bir delinin kuyuya attığı taş kendini akıllı zannedenlerce çıkarılmaya çalışılıyor.
İşte böyle bir ortamda bir 19 Mayıs gençlik ve spor bayramını kutlayacağız.. Sevgili ülkem benim, sancılı ülkem kimleri bastın bağrına ne gençler hayatıonı kaybetti şimdi yatıyorlar aslanlar gibi, kalanları topluyorlar şimdi onlar da dünün gençleri erkek kadın, hasta, yaşlı kim varsa toplanıyor.. ve biz bu insanlarımızla bir bayram kutlayacağız 19 Mayıs 1919 ve 19 mayıs 2009 dokuzlrın çok olduğu bir tarihte millet olarak yarınımızdan beklentilerimiz azlıyor kaygılıyız. Hani derler ya dokuz doğuruyoruz bu bol dokuzlu tarihte.
12 May 2009
3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI SESSİZ SEDASIZ GEÇTİ GİTTİ
Bedeni Türklük, ruhu islamiyet olanlar Türküm demenin suç sayıldığı vatana ihanetin iktidar olduğu bir süreçte 3 Mayıs Türkçülük bayramı sessiz sedasız geçti gitti. Bir Avuç insan Nihal Atsız'ın kabrini ziyaret etti . Bazı arkadaşlar bloglarında Bu günü anlatmaya çalıştı. Gerçek olan ise millet olarak yaşanamadı ve hissedilemedi.

![]()
![]()
Fakat bu başı boşluk ve güvensizlik ortamı elbet son bulacak,Atilla İlhan ın söylediği gibi dip dalgasımıdır yoksa arkadan gelen bir kuşakmıdır bilinmez fakat gerçek şu ki bu milletin bir kısmı ( tamamı demek artık mümkün değil) Türklüğü sorgulayanlardan birgün fena halde hesap soracaktır.
09 May 2009
deneme
03 May 2009
deneme
17 Mar 2009
Düşüncelerimi astım duvara
Buluşmalar kaldı umutsuz bahara
Çektim aldım duygu derinliğinden
Bölük pörçük toz içinde hatıraları
Hani nerede kalmış sevgi mısraları
Dudak bükme
Umursa, çevirirken sararmış yaprakları
Bugüne kalan onlar, işte gerçeğin ta kendisi
Aynaya bir bak sensin onların efendisi
Sararıp Solan benzin tıpkı yaprak gibi
At onları çöplüğe taş koy üstüne uçmasınlar
Tutuşmasınlar başka sevdalara karışıp
Toprağa karışsınlar seninle kucaklaşıp
Sakın üzülme
Dönüşüm yok diye, üzülmek değil
Hayal edecek zamanın olmayacak
Sadece gözlerin biraz yaş dolacak
Konuşamayacaksın,söyleyemeyecek
Sakın inanma
Bu aşk asla bitmeyecek
Ölümsüz aşka mısralar yetmeyecek
Biliyormusun aşk sadece bir damla
İstersen dağlara kazı adını kanla
Başka buluşmalar nasıl olur ki
Yokmu bunun çaresi
Cenneti, mahşeri, ahireti
Sevgiler unutulmuş sanki
Yüreklerde bir kor gibi.
Hani kucaklaşmalar nerede
Nerede duvarlarda çınlayan hoş sadalar
Bir bir kopan yapraklar
Bize sevgiyi unutturdular
Düşüncelerimi astım duvara
İnanmıyorum artık onlara
Döndüm sırtımı gidiyorum
Yok bu gidişin dönüşü biliyorum
Söz bitti dargınım artık yaşama
Ellerim soğuk yapayalnızım
Yanıbaşımdaki fersah fersah uzakta
Bir tanrı ve düşüncelerimde sen
Ufuk yok odada pencere arkada
Diktim gözümü duvarın derinliklerine
Bir okyanus gibi,her bir zerre de ararım seni
Karardı gözlerim kesildi nefesim
Özlem canıma tak etti
Yaşamda kalmadı artık hevesim
Düşüncelerimi astım duvara
Tükendi külçe gibi bedenim.
07.03.2009 B.Çekmece
2010 da öleceksin
Sahte dünyadan artık çekip gideceksin
Topla eşyalarını güzelim, artık biteceksin.
Yeter kalbimi parçaladığın
İnadınla beni yıldıracak sandığın..
Şimdi yok artık acımak güzelim,
Merak etme ben toprağı da okşar severim.
Yaşamak istiyorum diye bağıran sendin
Biliyorum ondan gelmedin
Yok artık kaçacak yerin
Düşünsem de her an seni
Mezarına ekeceğim fidanlar yoruyor beni
Topla eşyalarını, yak.. bağrında sakladığın mısraları
Dön sırtını dünyaya alıştır kendini
Vedalaş varsa sevdiklerin,
Acı çekmek nasıl olurmuş göreceksin
Lime lime eriyip gideceksin
Sen güzelim, 2010 da öleceksin..
31.12.2009 19.35 B.Çekmece
08 Mar 2009
Bizim komşu çok korkmuş bana dert yandı aynen ilk ağızdan birebir aktarıyorum.
Doğuş grubunun alman ortağı ile beraber yetkisini aldığı araç muayene istasyonları bu aralar teftiş kurulları gibi çalışmakta araç muayene zamanı gelen sürücüler , endişe içinde.. araba kontrole giriyor ve son model cihazlarla kontrol ediliyor eksikleri araç sahibine mavi çerçeveli A4 ile bildiriliyor ve eksikleri tamamla gel deniyor.
Elimdeki araçlardan birisi 99 model carısma araç bir önceki muayeneden arka emniyet kemeri ve far ayarı nedeniyle sınıfı geçememiş, hemen tedbir alınıyor araç oto elektrik servisine çekiliyor ve uzun kısa far ayarı yapılıyor.Ayarı yapan yıllarca ve onlarca aracımın elektrik işlerini yapan bir usta emniyet kemeri gergisi değiştiriliyor ve tekrar muayeneye gidiyor. Araç tekrar chek-up a giriyor herşey tamam bu defa far ayarı yapılmadığı söyleniyor. Söyleyen genç çalışanın yapacağı birşey yok makina öyle gösteriyor.Abi muhtemelen düğmeyi sıfırlamadan far ayarı yapmış diyor. Telefon açıyorum usta fena halde sinirleniyor kendisi oynamıştır diye tepki veriyor. Fakat ne çareki netice farların tekrar ayarlanması.
İşin kötüsü 3. defa eksikleri tamamlamadan fenni muayeneye giriyorsanız muayene ücreti olan 130 tl yi tekrar yatırmak mecburiyetindesiniz. Kavga figan ve isyan oradan ayrılıyorum ayrılırken hiç olmayan birşey oluyor müşteri olarak orada bulunan kişilere dışarda teslim edilen araç bana içerde teslim edliyor ve eksiklerinizi tamamlayıp tekrar gelin deniyor. Aksilik bu ya bende çıkarken test makinasına çarpıp parçalıyorum. Bu acı tesadüf beni çok üzüyor.Ne de olsa değerinin 2,5 milyar olduğu söyleniyor.
Ne hikmetse ben olanlara rağmen tebessüm ediyorum. Evet bir kartele peşkeş çekilen bu ihale vatandaşa işkence çektirirken birdenbire hiç hesap etmedikleri bir kontra durumla karşılaşıyorlar. Hak iddia etme durumları yok ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
Etrafım çoluk çocuk sarılmış en yetkilisi otuzunda birdenbire kendimi yalnız hissedip telefonla arkadaşlarımı çağırıyorum. Çok korkuyorum!.. öyle ya moralim bozuk herkes kafamı ütülese de alacakları ve tutturacakları hiçbirşey yok. 10 dakika sonra bizim ekip geliyor girişte problem var gelen kalabalık bizim fukaralar güvenlik paketlenmiş içeri girilmiş.Hasar heran 100 milyar olabilir. Neyse arkadaşlarımı görünce korkum geçiyor. Konuyu fazla uzatmadan ben başka bir araçla oradan uzaklaşıyorum.
Sonra telefon çalıyor çocuğun veli toplantısı varmış onu haber veriyorlar bir yandanda planıma okulu koyuyorum.Daha marketten alışveriş yapılacak.Derdim akşam ne yemek yemeli .. derken aklıma servis istasyonu geliyor. Acaba ne oldu orada diyorum.Telefon edip durumu soruyorum.
Abi diyor ekipten biri, biz karakoldayız. hayırdır ne oldu ki!.. diyorum. Biraz kavga ettik diyor. şöyle bir düşünüyorum 130 tl nelere maloldu diye yine tebessüm ediyorum orgazm olmuş gibi sırıtıyorum. Az bile bunlara diye keyifleniyorum.
Evet az bile bunlara Bu ülkede neyi disipline bu kadar soktunuz da vatandaşa çile çektiriyorsunuz birileri ekmek yiyecekmiş lanet olsun yemesinler parmağımdan kan akıtanların bütün kanı yerlere aksın bunlara acımayacaksın adını kanun koymuşlar bak camda kanun var diyorlar ve o kağıt buruşturulup bunu söyleyenin ağzına birgüzel tıkılıyor. Kanunu koyan kim memleketi peşkeş çekenler değil mi!..
Kime peşkeş çekmişler Doğuş grubuna ve Tüvsüt- alman gubuna bununda adını bir güzel gizlemişler yapmışlar tüv-Türk hadi bakalım buradan yakın tam mafya vatandaşa çile ve masraf çektirme organizasyonu. Bu defa kayaya çarpıyorlar bu ülke de hukuk var diye yumuşak yaşamaya hala alışmamış birileri var ne mutlu.
Koyun sürüsünden uzak bağımsız haksızlığa tahammül edemeyen böyle dereye böyle köprü diyen ve dimdik ayakta duran bir jenerasyon.. Bu da lazım,kafaların uyuşturulduğu vatandaşın sindirildiği bir ortamda tekdirden anlamayanın hakkı kötektir diyen bir kısım insan mevcut ya bu ülkeye birşey olmaz. Bunlar yarın tıpkı Çavuşesku ya sordukları gibi bunlardan da hesap sorarlar. Yukarda anlatılan olay birebir B.çekmece de yaşandı ve daha fazlası yaşanacak insanları açlıkla terbiye edenleri AKP iktidarında gördükte, cezayla terbiye edenlere yeni yeni rastlamaya başladık . Bu millet buna da çare bulacaktır.
Evet böyle söylüyor bir komşum dert yanıyor ne olacak bizim halimiz diye ben hemen sözünü kesip anlattıklarına bakılırsa sana hiçbir şey olmaz esas bizim halimiz ne olacak diyorum. Sonra düşünüyorum bu illegalite neden diye yine düşünüyorum ve kararımı veriyorum komşu isyanında haklı devlet kurumlarına bir çete gibi sızan holdingler soygunu bile kanuna uydurmuşlar.
13 Feb 2009
Uzun zamanlık bir moladan sonra tekrar yazmaya başlamalı fakat nereden,gündemin hızla değiştiği vaatlerin ekmekten önce bayatladığı siyasi bir ortama sırtını dönüp şiirle mi başlamalı bilemiyorum ancak nasıl dilin kemiği yoksa kalemin de yönü yok. Yaz ne yazarsan, sadece yazdığının yorumunu dinlersin. Ektikten sonra biçeceğin iyi bir yorumdur. Bazen insanlar soru yöneltirler bilmediklerini öğrenmek için bazen de soru sorarlar kontraya düşürüp şaşırtmak için.
Yerel seçimler yaklaşırken bir aday arkadaşıma şöyle bir soru sordum. Bu şehrin bulvarın da başını öne eğmeden kimseyi atlayıp es geçmeden herkesle tokalaşıp hal hatır sorabilirmisin diye, aldığım yanıt evet oldu bende hayırlı olsun sen belediye başkan adayısın demiştim.O zamanlar öyle bir konumumuz vardı. Hal hatır sormak belki de en önemli şeydir insanlık adına, yoksa o bölgeyi tanımak , siyaseti bilmek, nüfuz sahibi olmak ya da varlığı ve çevresi olmakta yetmeyebilir.
Ancak gelin görün ki adaylar irtibat bürosu tutma araba giydirme yarışı yapmaktalar. En çok para harcayanın seçimler de bir adım önde olduğu söylenegelir, adaylar da harcadıkça harcarlar paralarını, hemen akla gelen bunun bir yatırım ünitesi olduğu mu yoksa hizmete talip olma aşkı mı anlamak mümkün değildir.
Millete hizmet etmek için bu ne fedakarlıktır ki yüz milyarlar hatta yer yer trilyonlar harcanır. O zaman evine ekmek götürmekte zorlanan ve fakat oy kullanmak durumun da olan halk bunlardan birine oy vermek durumundadır. Reklam ve tanıtımlara akıtılan onca servetin hepsi heba olacak ve bir kişi kazanacaktır. Kazanan ne kazanacaktır! Halka hizmet etmeyi hak kazanacaktır. Evinde kül tablasını çöpe boşaltmaya üşenen beyzade millete hizmet etmeye hak kazanmıştır bile artık o zaman vatana millete hayırlı olsun der geçeriz ancak kafalara da şöyle bir soru isareti takılır kalır. Ortalama, bir belde belediye başkanı 2.154 tl maaş alacaktır üstelik birde hizmete taliptir.Yani uyumayacaktır, özel yaşamından fedakarlık edecektir ve hizmet aşkı ile de yanıp tutuşacaktır!.. Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu gibi bir durum.
Bu dönem de böyle bir belediye başkan adayı ile sohbet ettim. Hedefiniz nedir diye, halka hizmet hak¨ka hizmettir deyip ağzımı kapatıverdi.15 yıldır zaten başkansınız yani üç dönem, bu dönem de kazanırsanız belediye başkanlığından emekli olmayı mı düşünüyorsunuz gibi güya kontra bir soru sordum ellerimi ovuşturarak gelecek yanıtı merakla beklemeye başladım. Öyle ya belki eksiklenir bu kadar yeter der diye bekledim fakat aksine yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali yanıt hemen geliverdi. Halkın teveccühü herşeyin önünde beni halk istiyor. olaylar benim iradem dışında tecelli ediyor gibi edebi bir dille vazgeçilmezleri oynayarak hazır cevaplılığını da gösteriverdi.
İçimde bir yerlerden vurmanın tuzak sorular sormanın heyecanı daha da artmış devam ediyorum. Birazdan Kamyoncular derneğine gideceksiniz mazotun litresinin kaç para olduğunu biliyormusunuz diye soruyorum şaşırıyor biran duraklamadan sonra vallahi bilmiyorum deyince karşımdakini mars etmenin hazzı ile soru yağmuru başlıyor. Peki ekmek kaç para !.. Yine yanıt yok, bölgenizdeki ihlal edilen sit alanlarının bilançosunu çıkarttınız mı .. yine tık yok finali bir soruyla yaptım , herkes minibüs otobüs giydiriken siz dev bir TIR giydirmişsiniz çok ihtişamlı görünüyor. şakayla karışık siz malı TIR la mı götüreceksiniz diyorum. Biraz mahçup olmasını beklerken aksine gülüyor ve lakayt bir edayla daha arkadan filo geliyor diyor. Evet bu söyleşi kelimesi kelimesine Büyükçekmece de geçti.
Sonra kendi kendime soruyorum bu kadar harcama niye.adeta akıtılan servetler karşılığında kat be kat geriye tahvilinin düşünüldüğü ve milletin gözünün içine baka baka ve üstelik onların oyları ile koltuğa oturup burnundan kıl aldırmayan takımı yine sahne de yanına selavatla gidersiniz beş tane sekreteri atlatmanız gerek bir şekilde alınan randevular da nadiren saatinde odasında bulursunuz zat- alilerini ..
İşte böyle bir seçim sürecinin sonuna yaklaşırken gittikçe hız kazanan yarış sonunda geriye kalan mal müdürlüğünden 50 tl para almayı bekleyen yorgun sandık görevlileri, caddeler de direklerde sarkan bayrak ve pankartların görüntü kirliliği kalır sonra da yeni ihalelere hazırlanan birgün de kurulmuş şirketlerin telaşı başlar. Evet 2009 yerel seçimleri de bundan farklı geçeceğe ve sonlanacağa benzemiyor. Şimdi o kutsal sayılan bir oyumuzu kullanmak için gerine gerine seçim sandığı başına gider ve elimiz mahkum oyumuzu kullanırız. Bir seçim dönemi de böyle geçip gider.
03 Feb 2009
Tatil de İnternet öncesini yaşamak
Geçirdiğim kısa bir tatil sürecinde sorguladığım konulardan birisiydi “İnternet”. İnternet dönemi öncesi ve sonrası.. Tatil öncesi ve sonrası ile çakışıvermişti.
Tatil de adeta internet öncesi dönemi yaşadım. Düzenli yemek, spor , dinlenme ve eğlence. Zira İnternet birçok aktivitemin önüne bir set çektiği gibi itiraf etmek gerekirse bazen günlük rutin programlarımı da etkiliyordu. Kısa ve mütevazi tatil bile bana oldukça iyi geldi diye düşünüyorum.
Aslında günlük yaşamından fedakarlık etmeyen ve fakat gece uykusundan birkaç saat çalan, bunun yanında ertesi güne düşük verimi miras bırakan bir yaklaşım ve ayrılan zaman dilimi. Bu zaman dilimi ki, çarkın kırık bir dişlisi gibi..
O zaman ne yapmalıyım diye düşündüm. Belki bunun kestirmesi fırsat buldukça internete zaman ayırmak olabilir. Fakat bulunan zaman fırsatları aralığına esinlerin sığmayabileceğini düşündüm. Blogculuk bir koşturmaca gibidir. Kah gündem, kah yaratılan konular, aktüel, mizah, teknoloji, magazin, spor vs.. Sadece bir konuya endekslenmek saplantı gibi gelir bana, örneğin sadece siyaset ya da spor gibi. O Halde normal yaşamımı etkilemeyecek şekil de zaman ayırmak ve sağlıklı yazmak.
Gazeteci gibi değil de, örneğin gündemi oluşturan konuları kısa pasajlar halinde işlemenin yanında şahsi görüşlerine de yer vermenin bloğa bir renk katacağını düşünürüm.
Her ne kadar gazeteden, TV den, İnternetten uzak ıssız bir ada da tatil yapmasam da, bu ortamlar da ikinci plan da kaldıklarına şahit oldum. İnternet bir defa ortak konumuz oldu arkadaşlarla o da çekilen resimlerin paylaşımı noktasında birbirimize e-mail adreslerimizi vermiş olmamız başka da bir esprisi yoktu. Tıpkı önceden önceden olduğu gibi çekilen resimleri çoğaltıp birbirimize postalama uygulamasının aynısı.. Bunun yanında hızlı iletişimin, paylaşım, tartışma ortamı, mesaj ve mutabakatın hız kazandığı ortam.
Evet tatilimi bugün bitirdim ve aklımdan, dinlenmiş olmama karşın strese hoş geldin demek geldi. Zira tatile çıkarken ertelediğim bazı uğraşlar beni bekliyordu. Temkinli ve düzenli olarak dalacaktım farklı bir yaşama tekrar. Yine de hayatın tadı bu değil mi? Telaşıyla, üzüntüsü, sevinci ile olacakları yaşamaya aday bir insan gibi.
04 Sep 2008
Bilindiği üzere Ülkemizde son zamanlar da erişimi engelenen sitelerin sayısı artmaya başladı. Blog siteleri de kendi ölçülerinde protestoya başladılar bile , bu sitelerin dayanışması ve beraber verilen tepkiler blogculuğun yarını için sağlam bir temel taşı olacağı kesin, bunca emeğin pamuk ipliğine bile değil sadece bir tuş darbesine yenik düştüğü blog dünyasında böylesine sembolikte olsa tepkilerin önemsenmesi gerekir. Zira bu önemsenme ardından dikkate alınmayı getirir.
Bu tepkiyi koyan ve bu yazıyı yazmama sebep olan blog sitelerinden birisi de hasbelkader yazmaya çalıştığım “Onverita.com” sitesiydi.
"Söylediklerini kabul etmeyebilirim; ama söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum" Voltaire
Sloganı ile blog yaşamına devam eden site Son zamanlar da erişimi engellenen sayıları yüzü aşkın sitelerin kapatılmasını protesto etmek amacıyla, birçok site gibi kendi kendine sansür koydu ve ve giriş sayfalarında bu site kendi kararıyla siteye girişi engellemiştir manşetiyle üye ve ziyaretçilerine duyurdu. Bu protestoyu istisnalar haricinde destekliyorum. İstisna ise Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aşağılandığı gerekçesi ile kapatılan you tube’u destekleyen görüşler.
Gönül ister ki hiçbir site kapatılmasın ancak Millet olarak hassasiyetlerimizin başında gelen ve olması da gereken Büyük kurtarıcı Atatürk’ün bazı kişi ve çevreler tarafından adeta you tube’ a girişe engel olmaya sebep olan bir kişi olarak bakılmaya başlanmasıdır. Maalesef ki yasağın olduğu bu dönem içinde dahi yasak olan siteye dolaylı yollardan nasıl giriş sağlanır tarifi marifetmiş gibi yapanlar olmuştur..
Millet olarak hassas olduğumuz olmazsa olmaz konular haricin de sitelerin etik değerler dışında politik nedenlerle kapatılmasına hepimiz karşı olmalıyız.
Onverita yönetimine, bizlere hakikaten bu anlamlı ve buruk şakayı yaptıkları ve heyecanlandırdıkları için sitem etmenin yanında aslında bu doğru girişimin ve mağdur sitelere destek vermesi noktasın da ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu cesaretli tutumlarından dolayı onları kutluyor ve teşekkür ediyorum.
20 Aug 2008
Osetya'da gazetecilere saldırı
Gürcistan’ın Güney Osetya bölgesine göreve giden gazetecilerimiz uğradıkları saldırıda yaralandılar. Levent Öztürk sol gözünü kaybederken, Güray Ervin omuzundan yaralandı. Belki de hayatlarını kaybedebilirlerdi. Bu üzücü olay sonrası gazetecilerin bilhassa adına “ Savaş muhabiri” denen basın mensuplarının böyle gündelik kıyafetleri ile şehir içinde tur atar gibi çatışma bölgelerine gitmeleri düşündürücüdür.
Gazeteciler branşların da gerekli eğitimi almalarına karşın bu tip meşakkatli bölgeler de görev alan muhabirlerin özel eğitimden geçirilmeleri , gerekli teçhisatla donatılmaları gerekmektedir. Kaldı ki gazeteciler tampon bölgelerden uzaktan çekim yapmalı, emniyetli noktalarda konuşlanmalıdır.
Filistin Gazze şeridin de çatışmanın ortasında kalan bir gazeteci vurulduktan sonra kamerasını yere bırakmış sürünerek ilerlerken belki de öleceğini bilmeden ölümünden önceki son anları kamerası tarafından görüntülenmişti. Yani kendi ölümünü çekmişti. Ellerinde sadece kameraları ve fotoğraf makinaları olan bu masum hizmet insanları maalesef gerekli tedbir alınmadan savaş alanlarına, çatışma bölgelerine gönderilmektedir.
İnsan hayatının görev adına bu kadar ucuzlatılmaması noktasında gazetecilerimizin de kendilerini sorgulamaları gerekmektedir. Yoksa Haber yapmaya giderken haber olmak hele birde acıyla bitiyorsa pek kahramanlık sayılmaz.
Beklentimiz odur ki, bundan sonra gazeteciler cemiyeti de gerekli ikazı yapar ve tedbirleri alır. Öte yandan gazetecilerin saldırıya uğraması olayı uluslar arası savaş hukukunun ayaklar altına alındığının somut bir örneğidir. Güney osetya daki bu saldırı gazetecilerin tedbirsizliği üzerine yıkılacak bir olay olmadığı aşikardır. Uluslar arası platformlarda resmi ağızlar tarafından şiddetle kınanmalıdır.
18 Aug 2008
Ülke gündemimiz Akp'nin kapatılma davası. Bütün dikkatler 28 Temmuz da. Yaşanan bu süreçte muhalefet önemli bir girişim yapamadı. Adeta günebirlik açıklamalar içinde boğuldu ve dava sürecini gözden kaçırarak tarihi bir hata yaptı. Vatandaş gemicikle oynatılırken Tsunami gözlerden kaçırıldı.
Vatandaş soruyor zira kafasında birçok soru işareti mevcut. Bunlardan birisi artık beraber yaşamaya alıştığımız bir konu. Kapatılması gündem de olan İktidardaki Adalet ve kalkınma partisinin tek başına nasıl devleti yönetmeğe devam ettiği sorusu.
Hemen akla gelen suçlunun suçu sabit olmadıkça suçlu sayılamayacağı ilkesi. O halde türlü konular da hakların da mahkeme açılan kişiler ya da oluşum mensupları niçin tutuklandı. Mahkeme de belgeler olduğu için değil mi? Peki AKP’ ye dava açıldığı halde niçin olur olmaz saatlerde baskınlarla gözaltına alınıp tutuklanmadılar? Mahkemenin elinde belgeler mevcut değilmliydi. İşgöremez raporu verilen kişi nasıl çalışamıyorsa bireysel ve kurumsal bileşkenin getirdiği nedenle işgöremez bir parti hala niçin görev de biri çıkıp vatandaşa anlatsın.
Vatandaş soruyor. Bu ne rahatlıktır ki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Operasyon yapılması gerekenler operasyon yapıyorlar. Çıkartılan kararnamelerle anlık operasyonlarla görevden almalar ve vekaleten atamalar . Bunlar ne demek? İstifa etmeleri gerekmez mi? Böyle olmuyormuydu. Hakkında suçlama yapılan bir bürokrat istifa eder mahkemeyi kazandığın da görevinin başına döner, kaybederse cezasını çekmezmiydi. Bu boşluk niye? Olacaklar önceden belli mi. Senaryo hazır da vatandaşın haberimi yok.
Masa da duran kapatma davasında mahkeme parti kapatmaya karar verirse, davanın açıldığı tarihle kapatılma tarihi arasında kalan süreçte hükümetin yaptığı icraatlar ne olacak? Geçersiz mi sayılacak yoksa “Devletin devamlılığı esastır” deyimi bu boşluğa oturtularak geriye dönük araştırmalar yapılamayacak mı? Eğer araştırma yapılacaksa bunu yargı yapmayacağına göre ! Peki mevcut diğer siyasilerin bu konuda genel bir gensoru araştırması girişimine şahit olduk mu? Hayır. Olacakmıyız? Hiç sanmıyorum. Sonuç geçmişe yönelik birkaç gensoru dışında konuların üzerine bir perde çekilecek. Bu siyasi fetret döneminde yapanın yanına kar kalacak.
Muhtemelen gelen de enkaz edebiyatını hortlatacak. Vatandaş soruyor. Peki bizim halimiz ne olacak?
24 Jul 2008
Bir kalemde silinmek ve SİLMEK.!
Alışkanlık
İnsan yaşamında bazı alışkanlıklar kazanır iyi ya da kötü bunlar öyle bir siner ki insanın yaşamına yanlışlarını fark etse de ben buyum diyerek değiştirme yoluna gitmez. Kendisinin doğrusu ile yanlışı ile bir yere oturtmuştur artık .. Bu tutucu bir davranış gibi görünse de aslında bu kişi boş durmaz çağın gerektirdiği birçok yeniliğe ayak uydurur ve sürdürdüğü yaşamın da yine de bu huyunu su yüzüne çıkarmadan duramaz.
Okumak ve yazma ihtiyacı yanında okunmak ve yazılmakta bazılarına nasip olur. Hasbelkader bu süreç içinde kendimizi blog dünyası nda bulmuşuzdur. Yazarız çizeriz resimleriz esas olan anafikir etrafı süslenir de süslenir. yazılar ve yorumlar kişiye göre öyle değişiklik gösterir ki bunların adeta bir araya gelmesi imkansız sanırsınız sanki bir gök taşının dünya’ya çarpma olasılığı gibi bir şey.
Fakat blog dünyasının sihri işte tam bu nokta da başlar. Farklı görüşten insanlar yazı ve yorumlarıyla bu nokta da karşı karşıya kalır hatta tartışıp hesaplaşırlar bile, olması zor bir unsur blog dünyası sayesinde ortaya çıkıverir ve sonra bu da benimsenir .Tartıştığınız insanların yazılarını bile okur yorumlar yaparsınız bu bazen tatmin, bazen taşlama, bazen takdir bile olabilir.
Bu platformlar özgür oldukça varlıklarını sürdürebilirler. Eğer birilerinin liderliği ve finansmanı ile blog hayatınızı devam etiriyorsanız sırtınızda aynı zamanda taşıması zor bir yük taşıyorsunuz demektir.
Bende üç beş sitede yazdıktan sonra kardeşimin tavsiyesi ile bir blog dünyasına yani Hürriyet Matbaacılık a.ş ye ait altmedyası “Onpunto Yenimedya “ da yazmaya başladım. Yazdık, çizdik arkadaşlar edindik , dostluklar kuruldu. Sonra birden bire bir günah keçisi ortaya yem olarak atılarak yani biz yapmadık o yaptı mantığı ile.. Hemde hiç haber vermeden mesaj bile çekmeden bir açıklama yapmadan tabi bu durum yani tutum ve davranış Onpunto ya gönül vermiş hatta ömrün kıymetli saatlerini ve günlerini vermiş yazan arkadaşlara tokat gibi geldi. Yani ”KÖLE MANTIĞI” “BOŞOL BOŞOL BOŞOL” diyen örümcek kafalar gibi
Şimdi işin altında şunu aramadan geçemiyorum. Çok basit bir detay fakat sizinle paylaşmadan edemeyeceğim. Acaba diyorum? PROFESYONEL BİR EDİTÖRÜN yazdığı yazıya yapılan az yorum sayısı ya da hakaret içeren bir yorum bu duruma yol açabilir mi? AÇABİLİR….
Acaba diyorum Hürriyetin iktidara yaklaşımı konusunda bir değişiklik olabilir mi? Ve bunu blog yazarlarına yansıtma durumu direk olarak olamayacağından endirek olarak kapama yoluna gidilebilir mi? GİDİLEBİLİR…
Şunu da bir soru olarak ortaya atıyorum Acaba diyorum Türbanından tutunda Ergenekon’una kadar iktidardan tutun da muhalafetine kadar yazılan yazılar dolayısı ile biraz da hakaret içeren yazılar olabilir mi? OLABİLİR.
Peki son olarak Ulu önder “ ATATÜRK” Yazıları yazan ve bugünle o dönemi mukayese eden ve eleştiren arkadaşların yazıları birilerini rahatsız eder de Hürriyet bundan baskı görmüş olabilir mi? MAALESEF OLABİLİR. Bunun başka bir tanımı yok Hürriyet bünyesinde muhtemelen kurulacak bir blog servisini katılmadan fakat dikkatle takip edeceğim. Yazanından yorumlayanına kadar.
Bu İnternet ve blog Dünyasında bir skandaldır. Üç beş kuruşun hesabını yapan medya patronları ve onun blog dünyasındaki uzantıları karizmasını yerle bir etmekle kalmamış. Sermaye ve kaynak olarak kendinden fersah fersah küçük olan fakat aslanlar gibi dik duran blog dünyasının ayakları altında paspas olmuşlardır.
Güç kimde ise ben onun yanındayım diyen arkadaşlara diyecek bir sözüm yok. Birileri çıkıp açıklama yapmadığı sürece bu kara lekeyi Hürriyet taşımaya devam edecektir. Zira sözleşme şartlarında denmiyor mu “ Hakaret içeren sözler sahibini bağlr diye..!! “ Bir yerde bir yanlışlık var.
10 Jul 2008
Merhaba Bugün üyesi bulunduğum Tüm hakları Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş ye ait olan bunun alt medyası “ Yenimedya Onpunto” nun aniden ekranının karartılmasından ve yazan blogcularına arşiv yazılarınızı 31 Temmuz’a kadar alın, bu tarihten sonra “Onpunto” yayın hayatına tamamen son verecektir. İkazı ile akabinde Yüzlerce blogcu , günlük yirmibinin üzerinde okunma rakamına ulaşan site de müthiş bir gerilime, üzüntüye ve telaşa boğulmuştur.
Başını Fatih Çekirgenin çektiği söylenen bu kapatma ile ilgili olarak da site de yayınlanan bazı yazıların sakıncalı ve hakaret içeren yazılar bulunduğu sebebiyle kapatıldığı öne sürülmektedir.
Düşünce özgürlüğü çerçevesinde yazılan eleştirel yazılar hakaret olarak nitelendiriliyorsa durum vahim, yok birkaç hakaret içeren yazıdan dolayı bu kapatma yapılıyorsa yazık ..!
Onpunto Yenimedya böyle bir süreç yaşadı. Gelmek istediğim nokta şu yazan arkadaşların hayal kırıklığı yanında bir bütün olarak arayışa başlamaları doğal olmakla beraber zor görünmekte, birkaç site de birden yazan arkadaşlar için durum o kadar vahim olmasa da yine de alıştığı arkadaşlardan kopmak zor olsa gerek yani olsa olsa on veya yirmi arkadaşla iletişim kurabilir ve arkadaşlık tazeleyebilirsin oysa mesele bu da değil birçok insana ulaşamadığımız gibi paylaşım açlığı vurur insanların kafasına, farklı arkadaşlardan mahrum kalabilir kendine bir tuş kadar yakın olan insanlar bir sis bulutu arkasında kalıverir endişesi sarmıştır düşünceleri.
Yazmaksa, taşa kazımak , mektuba yazmakta aynıdır aslında hepsinde bir fikir beyanı , bir paylaşım ve iletişim vardır. Oysa o insanların taşını alıp yere çarparsanız ve mektubunu alıp yırtarsanız o nokta da isyan başlar tıpkı benim şimdi isyan ettiğim gibi. Bu konuda bütün blogcu arkadaşları ve blog sitelerini duyarlı olmaya ve dayanışmaya davet ediyorum.
Zira yarın diğer bloglarında aynı sıkıntıyı yaşamayacakları ne malum. Düşünce birliği ve destek her şeyin başı..
09 Jul 2008
Olayın kahramanları, iki üniversite öğrencisi...
Koyu geyik muhabbetinin
düğümlendiği durumlardan birinde,bu iki
kafadar bir iddiaya girer....
Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü ağzına tamamen
sığdırabileceğini iddia eder.... Evet yanlış okumadınız,
bildiğiniz 100 mumluk
ampulü... ve sığdırır da.
Ancak bir sorun vardır.Ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Arkadaşı hayret eder bu nasıl iş diye, o da
evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve tabi ki o da çıkaramaz. Bunun üzerine iki kafadar
hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek güya taksiciye dertlerini
anlatırlar.Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da 'nasıl olur abi ya, uğraşsanız çıkar, bir
asılın şuna, şaka mı yapıyorsunuz ?'
diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir
yarısında acile gelirler. Taksici ayrılır. Doktorlar çocukları
beklemeleri için bir odaya alır.Veeee,
aradan 15 dakika geçmeden taksici
kapıda görünür; tabii ağzında
bir ampulle. Amcam çocuklara inanmamış, açık olan bir marketten
ampul almış ve
denemiştir !! Şimdi anladınız mı Ampul Partisi'nin Türkiye'de
nasıl iktidara
geldiğini?
BİR ŞEY OLMAZ DİYE HERKES DENEDİ VE GÖRDÜK
ÇIKARAMIYORUZ.
OY VERİRKEN İYİ DÜŞÜNÜN, AMPUL
BU SEFER
AĞZIMIZDAN ÇIKMIYOR...
YARIN ÖYLE BİR YERE GİRERKİ DOKTORA BİLE
GİDEMEZSİNİZ.
SEÇİMLERE AZ KALDI ,BİR DAHA SAKIN DENEMEYE
KALKMAYIN!!!
24 May 2008
Merhaba
22Mayıs 2008 tarihii itibariyle aranıza katılmış bulunmaktan memnuniyet duyuyorum.Bloğumda zaman zaman genel içerikli konular hakkında duygu ,düşünce ve hedeflerimi belirteceğim .İnube'yı kısa zamanda anlayacağımı tahmin ediyorum. Kapsamı içinde ilgili konu başlıklarıyla yazılarım olacak.İnube ailesine sevgi ve saygıyla selamlarımı sunarım.
22 May 2008
(0)